Bölüm 25

Uyanır gibi olunca tedirgin olarak yüzüne baktım fakat halen uyuduğunu görmemle rahatladım. Sanırım kalksam iyi olacak. Tam kalkmak için kollarını üzerimden çekmek üzereydim ki yerime çivileyen o iki kelimeyi duydum.
-Seni seviyorum.

Kimi seviyor? Elmira’ya dikkatlice bakınca gülümsediğini gördüm. Camdan sızan sokak lambasının ışığı biraz olsun görüşümü sağlıyor. Beni sevdiğini sanmıyorum ama kimi seviyorsa onu gebertebilirim.

-Kimi seviyorsun?

-Onu. Boynu çok güzel, saçları da. Kollarını da.

Ne diyorsun kızım sen? Saçlarıymış, benim saçlarımın neyi var? Gayet parlak ve sağlıklı. Çam ormanı gibi gür saçlarım var. Boyun ne alaka? Elmira’nın bilinç altında ne yatıyor böyle çok merak ediyorum. Bir kez daha şansımı denemek istedim?

-Elmira kimi seviyorsun?

-Onu seviyorum.

Eğer Elmira başkasını seviyorsa aradan çekilirim, mutlu olsunlar. Böyle bir şey bekliyorlarsa çok beklerler. Ben aklımdan bu tür senaryolar geçirirken, tek lafıyla; her şeyi unuttum ve kalbimin ısındığını hissettim.

-Sarp, onu seviyorum.

Alnına bir öpücük koydum ve sarabildiğim kadar sardım. Yaptığım hatayı ne pahasına olursa olsun düzelteceğim. Hayatımın en zor ve en huzurlu gecesine gözlerimi kapattım…

Ne oluyor ya? Gözlerimi açıp etrafıma baktım ve bir an nerede olduğumu kavrayamadım. Elmira’ya bakınca inlediğini gördüm. Yanakları ve dudakları kıpkırmızı. Elimi yanağına koydum.

Allah kahretsin! Cayır cayır yanıyor. Hemen ayağa kalktım ve turlamaya başladım, ne yapmalıyım. Örtüyü kaldırdığım gibi geri kapattım. Çıplak, uyandığı zaman canıma okur. Ceketimi yerden kaptığım gibi telefonumu aldım elime. Hemen annemi aradım. İkinci çalışta açtı.

-Anne hemen Elmira’nın evine gelmelisin. Acil durum. Elmira’nın çok ateşi var.

-Sarp nefes al bir, Elmira’nın evini bilmiyorum. Adresini gönder bana.

Arkadan ne olmuş diye gelen soruları duyabiliyorum. Bu seslerden biride Mustafa’nın sesi.

-Anne Mustafa’ya söyle o seni bırakır.

Telefonu kapattım ve Elmira’nın başına döndüm. Hala ateşi var. Eğer annem böyle görürse yanlış anlayabilir. Elmira’nın çekmecesini açtım ve elime gelen ilk iç çamaşırı aldım. Spor için giydikleri yarım üst değil mi bu? Elmira’nın spor olmayan kıyafeti var mı hiç acaba? Salak Sarp ya, oturdum ne düşünüyorum. Elmira’yı doğrulttum ve kollarını kaldırmasını söyledim.

-Sarp sen burada ne yapıyorsun?

-Sadece sus ve dediğimi yap. Kaldır kollarını.

Kollarını, örtüyü bırakmadan kaldırdı.  Bir nebze kendinde ama hala çok yüksek ateşi. Üzerini giydirdikten sonra, şortunu uzattım.

-Giyebilecek misin?

Kafasını salladı ve bir süre öylece oturdu. Ardından örtünün altından, şortunu giydi. Tekrar kendini yatağa bırakıp battaniyeye sarıldı. Battaniyesini üzerinden hızla çekince, resmen canlandı.

-Ya git başımdan üşüyorum. Ayrıca senin burada ne işin var?

Ona cevap vermeden öylece annemi beklemeye başladım. Ona bakmamaya çalışarak camın önüne geçip beklemeye koyuldum. Şu an konuşmak istiyorum ama hiç sırası değil.  Çaktırmadan yan gözle Elmira’ya baktığımda uyuduğunu gördüm. Yavaş adımlarla sessizce odadan çıktım ve salona geçtim.

Ceketimi salondaki koltuğa atıp, kendime kahve yapmak için mutfağa geçtim. Yaklaşık yarım saat oldu ama hala kimseler yok. Gidip Elmira’yı kontrol ettiğimde, hala uyuduğunu gördüm. Yanına gidip elimi yanağına ve alnına koydum. Hala sıcak. Elimi tam boynuna indirmiştim ki bileğimi kavrayıp gözlerini açtı.

-Senin yardımını istemiyorum. Kendime gelince hesabını soracağım merak etme. Şimdi defol.

Üzerine eğildim ve yüzünü çevirmesine izin vermeyecek mesafede gözlerinin içine baktım.

-Ateşin var, o yüzden bir kez olsun huysuzluğu kenara bırak.

Hızla doğruldum ve çalan kapıyı açmaya yöneldim. Kapıyı açınca annemlerin geldiğini gördüm. Annemi anladım da Irmak? Irmak’a soran bakışlarımı yönelttim.

-Kızı merak ettim. Çekil de geçeyim. Nerede?

Mustafa yanıma dikildi. Elimle yatak odasını işaret ettim. Yatak odasına doğru yürüdüler ve annem girmeden önce kapıyı çaldı girmeden.

-Yavrum çok ateşin var. Kalk bir duşa gir, düşmezse doğru doktora.

-Semra teyze iyiyim ben, gerçekten. Boşuna zahmet etmişsiniz.

Annem başladı nutuklar atmaya. Tam annemle Elmira kapıdan çıkmışlardı ki kapı tekrar çaldı. Annemle Elmira’ya baktım. Annem bilmiyorum anlamında kafasını sallarken Elmira kaşlarını çatarak bakıyordu. Kapıyı açmamla iki polis memurunu karşımda gördüm.

-Sarp Cesur siz misiniz?

Bir an şaşırdım acaba ne olabilirdi ki?

-Evet?

Polisler içeri girdi ve birisi kelepçeyi çıkardı. Elmira’ya bakınca üzerine bir şal almış halsiz adımlarla yanıma geliyordu.

-Burak Gölge cinayetinden tutuklusunuz.

Bir an ne dediğini algılayamadım. Cinayet mi dedi? Yok daha neler? Cenabetinden falan demek istedi de dili mi sürçtü acaba? Mustafa hızla oturduğu koltuktan ayağa kalkıp yanıma geldi.

-Anlamadım?

-Beyefendi lütfen zorluk çıkarmayın. Bizimle merkeze kadar gelmeniz gerek.

Kelepçeyi çıkaran adam, ben şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışırken kelepçeleri koluma takmıştı bile. Elmira koluma tutundu ve ayakta durmaya çalıştı. O sırada annem yanıma koştu ve polisleri kenara itip önüme geçti.

-Sarp neler oluyor? Nereye götürüyorsunuz çocuğu, ne yaptı?

Irmak’a baktığımda endişeli bir biçimde telefona sarılmış olduğunu gördüm. Elmira ayakta durmakta zorlanırken, polisler bir taraftan çekiştiriyor. Annem ağladı ağlayacak.

-Tamam, sakin olun. Bir yanlış anlaşılma var ortada anlaşılan. Halledeceğim. Anne Elmira’yı hastaneye götür, Mustafa, Barışı gönde… Anne tut, tut. Elmira düşüyor.

Panikle Elmira’ya doğru hamle yaptım ama kelepçeler elimdeyken bu pek mümkün değil.

-Bırakın lan beni!

Bağırarak Elmira’ya doğru gitmek istedim ama o orta herif buna izin vermedi. Mustafa hangi tarafa gideceğini şaşırmış durumda. Irmak telefonu bırakıp Elmira’nın yanına koştu. Mustafa yanıma geldi ve amirin kolundan tuttu.

-Öyle kafanıza göre adam götürmek nerde yazıyor? Tutuklama emrini görelim.

Elmira’ya seslendim ve ona gidebilmek için bir hamle yaptım ama yine başarısız oldum. Mustafa amirle tartışırken, genç olan beni bıraktı ve Elmira’nın yanına gittim. İki saniye sürmeden genç polis yanıma geldi.

-Hemen ambulans çağırıyorum. Telsizle anons geçti ve başımızda beklemeye başladı. Diğer polis yanımıza geldi ve sinirli bir biçimde genç olana patladı.

-Buradan bir yere ayrılmıyorsun. Tutuklama emrini yazılı biçimde çıkarıyorum. Eğer bu adam kaçarsa seni cehennemin dibine kadar sürdürürüm. Anlaşıldı mı?

-Amirim, bayan…

Elini kaldırdı ve çocuğu susturdu.

-Sarp bende gidiyorum. Bakayım neyin nesi araştırayım.

Onlar çıkarken, annemle Irmak Elmira’yı banyoya götürdüler. Gidip koltuğa çöktüm ve başımı ellerimin arasına aldım. Sadece ateşi var fakat, normalde bile çok sıcak, bu içime korku salıyor. Birden bileklerimde bir dokunuş hissettim. Kafamı kaldırınca polisin kelepçelerimi açtığını gördüm. Kelepçeyi çıkarınca bileklerimi ovdum. Bu çocuk iyi birine benziyordu.

-Neden yaptın bunu?

-Sarp Bey sizin suçlu olduğunuzu düşünmüyoruz.

Tekrar gözlerimi gözlerine çevirdim. Neler dönüyor böyle? Bunu düşündüren şey neydi, merak ettim. Sanki aklımı okumuş gibi açıklamada bulundu.

-Aydın Müdürüm gönderdi beni. Sizin böyle bir şey yapma ihtimalinizin olmadığını söyledi. Enver Amir çıkarcı despotun tekidir, bakmayın siz ona. Onun gibiler yüzünden insanlar polisleri terörist gibi görüyor.

Elimi omzuna koyup hafifçe sıktım ve bıraktım. Aydın abi on numara adam ya. Mesleğinde ve özel hayatında o kadar dürüst ve namuslu biri ki. Daha önce böylesine rastlamadım. Kapının açıldığını duyar duymaz ayağa fırladım. Havluya sarılmış bir şekilde, zoraki ayakta duruyordu. Gözlerini zar zor aralasa da bilinci yerinde değil gibi. Polis Elmira’yı görünce kafasını başka yöne çevirdi.

-Yavrum ateşi düşecek gibi değil. Üzerini değiştirelim de hastaneye götürelim, ambulansın geleceği de yok. Allah’ım neye üzüleceğimi şaşırdım.

Annem oldukça endişeli görünüyor. Şu an karma karışık bir durumdayız bu çok noraml. Irmak kenara çekilince Elmira’nın koluna girip belini kavradım.

-Anne ben değiştiririm.

Annem ve Irmak bana tuhaf tuhaf baktılar. Biliyorum pek hoş bir şey değil ama Elmira onların vücudundaki izleri görmesini istemez. Şortun beli kasığındaki lekeleri kapatıyordu. Bizimkiler sadece bacaklarındaki izleri görmüştür.

-Oğlum olur mu öyle? Hiç yak…

-Anne, lütfen. Özel bir konu.

Annem bir şey daha söyleyecek gibi oldu ama bakışlarımla onu susturdum. Elmira’yı kucağıma aldım ve yatağa bıraktım. Hafifçe gözlerini aralamıştı. Gerçekten çok sıcaktı. Bu gidişle havale geçirecek. Dolabını açtım ve ferah bir şeyler seçmeye özen gösterdim. Bol bir pijama altı ve genişçe bir tişört kapıp döndüm yanına.

-Elmira hadi, bana biraz yardımcı ol.

Kendinde değil, iş başa düştü. Üzerindekini yavaşça çıkardım ve vücüdundan olduğunca gözlerimi kaçırarak tişörtü giydirdim. Lanet olsun ki izler gözümden kaçmadı. Sıra geldi en zor kısmına. Bakışlarımı halıya çevirerek, şortunun belinden yavaşça tutup aşağı sıyırdım. Bacaklarından çıkardım ve aynı zamanda pijamasını geçirdim. Bakışlarım, her ne kadar kaçırsamda gözlerim yine o koyu kırmızılığı buldu. Nasıl bir caniliktir bu? Bu leke aşağılara kadar devam ediyordu ve o bölgesi temiz olduğu için çok belirgindi. Ayrıca Elmira’nın üst bacaklarındaki tüyler neden sarı? Elmira sarışın değil ki. Kafamı sertçe salladım ve kendime geldim. Bu yaptığım hiç hoş bir şey değil. Yanaklarım mı yanmaya başlamıştı yoksa bana mı öyle geliyor? Yok artık! Ben Sarp Cesur asla utanmam. Pijamasını kalçasından geçirdim ve Elmira’yı doğrulttum.

-Anne! Elmira’ya bir çanta hazırlayın Serhatların hastaneye gelin.

Annemle Irmak hızlı adımlarla geldiler ve Elmira’nın odasında bakınmaya başladılar. Elmira’yı kucağıma aldım ve kapıdan çıkardım. Polis endişeyle bakıyordu.

-Bayan iyi mi?

-Ateşi çok yüksek, hastaneye götürmemiz gerek. Ambulansı bekleyemeyiz.

Kafasını salladı ve kapıyı açarak önden ilerledi. Asansörü çağırırken, ayakkabılarımı gelişi güzel ayağıma geçirdim. Asansör gelince, açıldığını haber veren tınıyı duyunca asansöre bindik ve zemin kata doğru çökmeye başladık. Elmira’nın hafif titremeleri başladı. Daha sıkı sardım ve mırıldanmaya başladı.

-Çok üşüyorum.

Kendime doğru çekip kulağına fısıldadım.

-Biliyorum. Biraz dayan.

Zemin kata geldiğimizde neyle gideceğimizi düşünürken, adam polis arabasına yönelince rahatlama hissettim. Taksiyle de gidebilirdik ama böylesi daha iyi. Arka kapıyı açtı ve Elmira’yı kucağımdan indirmeden koltuğa oturdum.

-Anonim Hastanesine gidelim.

Kafasını salladı ve arabayı çalıştırdı. Elmira’nın titremeleri arttı. Üşüyordu biliyorum ama yapabilecek bir şey yok. Onu ısıtmak sadece ateşini daha fazla yükseltecektir. Saçlarını okşayarak biraz olsun rahatlatmaya çalıştım. Kafama takılan şey bu çocuk neden bu kadar müsamaha gösteriyor? Sonuçta görevini yapması gerekiyor. Temiz birisine benziyordu, gözleri parlıyordu fakat birkaç yıl sonra eminim o pırıltılar kaybolacaktır. Hayatımda asla yapamayacağım bir meslek varsa o da polislik. Peygamber sabrı istiyor.

-Merak etmeyin sizi öldürmeyeceğim. Ben dostum.

Gülümseyerek şaka tarzında söyledi ama tam olarak anlamadım. Yüzüne düz bir ifadeyle bakıp açıklama yapmasını bekledim, aynen beklediğim gibi oldu.

-Dediğim gibi beni Aydın müdürüm gönderdi. Size yardımcı olmamı söyledi. Adım Ahmet.

Kafamı salladım ve düşünmeye başladım. Burak nasıl ölürdü? Tamam fena benzettim ama o kadar dayakla hayatta kimse ölmez. Götürdüklerinde baygındı ama mümkün değil ölmez.

-Nasıl ölmüş?

Dikiz aynasından göz göze geldik ve benden gözlerini kaçırdı.

-Aslında bu bilgiyi sizinle paylaşmam çok doğru değil. Öldüresiye dövüldükten sonra dairesi kundaklanmış.

Bir an soluksuz kaldığımı hissettim. Bu bariz komplo! Ben bütün gece Elmira’nın yanındaydım. Yok, yok. Hala inanamıyorum Burak’ın öldüğüne. Tamam, kabul. Bir gram üzülmedim geberip gittiğine ama iş benim başıma patladı. Bunu kim yapabilir ki? Piyasada bir sürü düşmanım var ama bu derece takıntılı olan birisi yoktu? Birden hafızam geçmişe gitti. Elmira’yı öldürmek isteyenlerle aynı kişi olabilir miydi?

-Bunun bir komplo olduğu aşikar. Burak’ı götürdüklerinde arkadaşlarım, beni sakinleştirmek için barın arka odalarından birine götürmüşlerdi. Ardından Elmira’nın yanına gittim bütün akşam beraberdik.

Ahmet sıkıntıyla nefesini verdi. Kırmızı ışığa yakalandık fakat o sağ şeride geçip sürmeye devam etti.

-Elimizde şu an hiçbir şeye dair kanıt yok. Siz birinci derece şüpheli olduğunuz için tutuklu yargılanacaksınız.

Tutuklu yargılanmak mı? Lanet olsun böyle işe ya! Daha önce başımı çok belaya sokmuştum ama itiraf etmek gerekirse, ilk defa bu kadar büyük bir bela aldım. Cinayetle suçlanıyorum.

Kafamı geriye doğru bırakıp gözlerimi kapattım. Bununla beraber Elmira’yı kendime daha fazla çektim. Gittikçe daha da ısınıyor. Bu gidiş hiç iyi değil. Kısa bir süre sonra, ufak bir sarsıntı ardından araba durdu. Gözlerimi açtığımda hastanenin önündeydik. Ahmet inip benim kapımı açtı ve hiç vakit kaybetmeden arabadan çıktım. Elmira kucağımdayken inmek biraz zor olmuştu ama hallettim. Hastanenin kapısından girer girmez etrafa bakındım. Dilek hanımla göz göze gelince bir nebze rahatladım. Dilek hanım hemen yanımıza koştu.

-Elmira. Ne oldu?

-Ateşi çok yüksek düşüremedik.

Anında etrafa emirler yağdırdı. Getirdikleri sedyeye yatırınca, Elmira sedyenin soğukluğuyla ürperdi ve kalkmaya çalıştı. Elini tutarak sedyeden kalkmasını önledim. Üşüdüğünü söyleyip duruyor. Elmira’yı hızla müşahede odasına soktular ve ben kapının önünde kala kaldım. Bu his fazla tanıdıktı. Dejavu yaşıyorum sanırım. Kendimi en yakın koltuğa attım ve gözlerimi kapatıp bütün bu olaylardan sıyrılmaya çalıştım. Neden her şey üst üste gelmek zorunda? Hepsi bir anda gelmese olmazdı sanki. Ama yok, illa hepsi beraber gelecek ki hayatımın içine sıçacaklar. Göğsümde hafif bir sızı hissetmemle gözlerimi açıp, doğruldum.

-Sarp bey iyi misiniz?

Gözlerimi Ahmet’e çevirdim ve iyiyim anlamında kafamı salladım. Sanırım stresten oldu. Ölüm gibi gelen bir on dakikadan sonra Dilek hanım çıktı.

-Şimdilik Elmira’nın ateşinin düşmesini bekliyoruz. Elmira yine bizi şaşırttı. Normal bir insanın ateşi bu kadar yükselmiş olsa, beyinde mutlaka hasar oluşurdu. Yani felç olabilir. Bir kaç test, tahlil yapmalıyım bunu daha net görebilmek için. Şimdi müsaadenizle. Geçmiş olsun.

Dilek hanım eliyle kolumu sıkıp geçmişti. Dilek hanım çıkınca Elmira’nın yanına girdim. Dudakları ve yanakları kıpkırmızı olmuştu. Alnına, koltuk altına ve kasıklarına bez koymuşlar. Serum bağlamışlardı. Başında bir hemşire bezleri ıslatıp tekrar koyuyordu. Yanına gidip elini tutunca hafif gözlerini araladı. Kulağına doğru eğilip fısıldadım.

-Çok ateşlisin bebeğim.

Ufak bir tebessüm koydu dudaklarına. Pürüzlü sesiyle cevap verdi.

-Ateşim seni yakmasın?

Gülmeden edemedim, her yerde, her zaman cevap veriyordu. Bir kez daha fısıldadım.

-Senin ateşin, benim ateşimin yanında sadece bir ko…

Kadının öksürmesiyle doğruldum ve yanındaki koltuğa oturdum. Bu halde bile bana vurabiliyor. Hastayım bu kıza. Elmira ilaçların etkisi ve ateşin verdiği yorgunlukla uyuya kalmıştı. Kadın çıktı ve bir şey olursa seslenebileceğimi söyledi. Yaklaşık yirmi dakika sonra gözlerini tekrar açmıştı ve daha iyi görünüyor. Bu kız insan değil bence. Bana ters ters bakınca gözlerimi devirmeden edemedim.

-Sen gitsene.

-Kaşınıyorsun.

Bana kaşlarını çattı ve doğrulmaya çalıştı, Sırtına elimi koyarak destek olmaya çalıştım ama elimi ittirdi. Dur bakalım birazda ben sinirlendireyim bu ruh hastasını. Elimi kasığına yakın bir şekilde bacağına koyup okşadım.

-Genelde kadınların yumurtlama döneminde hırçın oldukları söylenir. Bu şekilde davranmana gerek yok bana söylemen yeter.

Gözlerini kocaman açtı, elimi tuttu ve var gücüyle sıkıp ittirdi.

-Sen sapık mısın?

Gülümseyip doğruldum ve camdam dışarı baktım.

-Konu sen olunca, kesinlikle.

Derin bir nefes alma sesi duydum ve kapı açıldı. Arkamı dönünce Dilek hanımın gülümseyerek kapıdan girdiğini gördüm.

-Elmiracım yine beni şaşırtıyorsun. Çok çabuk toparlanmışsın. İyi gördüm seni. Tomografiye gerek kalmadan taburcu edeceğiz seni sanırım.

Elmira sinirle bana baktı.

-Şu şahsiyet olmasa daha çabuk toparlanabilirim.

Dilek hanım anlamadığını belirten bir ifadeyle bir ona bir bana baktı.

-Üzgünüm ama hiç sanmıyorum Elmira.

Boğazımı temizledim ve Dilek hanıma yaklaşıp kısık sesle konuştum.

-Dilek hanım bilirsiniz, hormonlar yüzünden biraz sinirli bu aralar. Tabi uzun bir süredir cinsel ilişki yaşayamadık, onun özlemi sevgilimi çılgına çeviriyor.

Elmira’nın çıldırmış gibi adımı haykırmasıyla kendimi nasıl dışarı attığımı bilmiyorum. Kapıyı çeker çekmez bir şeyin parçalanma sesi geldi. Kahkaha atmamla Ahmet şaşkın bakışlarını bana çevirdi. Odanın önünde bekliyor. Ahmet birden yaslandığı yerden doğruldu. Görüş alanıma sinirli bir şekilde o amir bozuntusu girdi. Önce beni baştan aşağı süzdü.

-… oh ne güzel. Arabanın anahtarlarını da verseydin. Kendi giderdi karakola.

-Amirim bayanın durumu iyi değildi ac…

-Sana ne karıdan kızdan. Sen görevini yapacaksın.

Kendimi tutamadım ve amir pezevenginin boğazına yapıştım. Ahmet ve Mustafa beni ayırmaya çalışıyorlar ama bu piç asabımı fena bozmuştu. Zaten günlerdir sinir patlaması yaşıyorum, bardağı taşıran son damla bu oldu.

-Yeter lan. Çocuğa bağırıp durma. Üniformanın hakkını veremiyorsan siktirip gideceksin, hak edenlere yer bırakacaksın. Senin gibi piçler yüzünden mesleğin onuru, şerefi beş paralık oluyor.

Suratı kıpkırmızı kesildi ve mavi gözleri pörtleyecek gibi açıldı. Silahını çıkarıp göğsüme dayayınca geriye çekildim mecburen. Birden hareketlenince beni vuracağını sandım ama tek hissettiğim ense kökümde keskin bir acı ve yavaşça kaybolan bilincim…

Geceye dair hatırladığım her şey bir kabus olsa gerek. Burak ölmüş sözde. Yok daha neler? Gözlerimi tekrar zorlukla açtım, yerden doğruldum ve ayağa kalktım. Etrafıma bakınca parmaklıklar ve duvardan zincirle asılmış bir demir bank gördüm. Siktir! Her şey gerçek…