Bölüm 23

İki saattir dikildiğim yerden kımıldadım ve kendimi yatağıma bıraktım. Vücudundaki o korkunç izler aklımdan bir an bile çıkmıyor. Birden aklıma beni kaçırdığı ilk günlerden bir anı geldi.

“Ne o çok mu etkilendin?

Tek kolumu kafamın altına aldım ve psikopatımı izlemeye koyuldum. Elindeki tepsiyi komodinin üzerine bıraktı. Yüksek tabureye oturdu, alaycı bir şekilde gülümsedi ve vücudumu baştan aşağı süzdü. Sen buna vücut mu diyorsun?

Bu kız lezbiyen olabilir mi? Bu vücuda bütün kızlar hasta oluyor.

-Sen kendine kız mı diyorsun?

Birden yüzünün rengi değişti, onu alt ettim sanırım. Gülümsemeye çalıştı fakat pek başarılı olamadı. O kadar alınmış olamaz değil mi? Kadın milleti işte ota sapa alınıyor, gayet çekici. Eminim bunun farkındadır. Sanırım fazla üzerine gittim, ama bir şey de söylemedim ki. Ah bu kadınlar!”

Demek ki orada o yüzden bu kadar alındı. Elmira şunu bilmiyor ki Elmira’nın bakire olup olmaması umrumda değil. Sadece Burak ile yattığını sandığım için bu kadar öfkelenmiştim. O fotoğrafı görünce de tamamen kendimi kaybettim. Kadın Elmira’ya o kadar benziyor ki, Burak’ı görmemle zaten nevrim döndü. Kadının siyaha yakın dalgalı saçları vardı ve tamamen çıplaktı. Yüzü ise görünmüyordu. O anda mantıklı düşünemedim. İçimde sadece öfke vardı. Elmira’yı kaybetme korkusu girmişti içime. O an kalbimin nasıl acıdığını kimse bilemez. Öfkeyle kalktım, zararla oturdum.

Peki ya şimdi ne olacak? Her şey bitmiş olamaz değil mi? Henüz yeni başlamıştık fakat yine yerle bir oldu. Her zaman olduğu gibi. Telefonumdan gelen mesaj sesi sinirimi daha da körükledi. Acaba hangi kredi kartımın limitini yükselttiler? Ya da becerilmek isteyen kadınlardan biri de olabilirdi. Yüzümü buruşturmadan edemedim. Numaramı değiştirme vaktim geldi sanırım. Hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Elmira’ya kendimi asla affettiremeyeceğim sanırım. Belki de ciddi mana da bir tatil zamanı geldi. Kim bilir belki kendi laboratuvarımı kurarım ya da yurt dışında bir yerlerde çalışırım…

Telefona uzanıp ekran kilidini açtım ve yeni mesaja tıkladım. “Kırılan kadınlar teselliyi her zaman başka erkeklerin kollarında bulurlar ;)”

~Elmira~

Öylece bırakıp gittim sadece, eğer kalmaya devam etseydim kavga büyüyecekti ve ben kendime hakim olamayacaktım. Bu konuda oldukça hassasım fakat hassaslığı bir kenara bıraktım. Yılların nefretini kustum. İçimde biriktirdiğim zehri yıllar sonra olabilecek en kötü şekilde ortaya saldım. O piç ile yaşadığım yıllar bir anda birleşti sanki ve ben o yılların içinde sıkışmış gibi hissettim kendimi. Bütün suç Sarp’taymış gibi davranmama sebep oldu. Aslında Sarp kızmakla haklı. Çünkü kızın yüzü görünmüyor ve arkadan bana gerçekten benziyor. Tek hatası anlamadan dinlemeden yargılamış olması. Ben kendimi yerine koyuyorum da sanırım Sarpı gebertirdim. Burak’la ilişkim varken çok sakindim. Ama Sarpta öyle mi? Yanına bir kız yaklaşsa, tehdit diyerek kafasına dokuzlukla kurşunu çivileyesim geliyor. Ama hayır geri adım atmayacağım. Atarsın, atar. Yok canım atmam değil mi? Hayır ya, atmam atmam.

-Önüne baksana lan!

Arkamı döndüm ve bana böğüren hayvana bir bakış attım. Yanına gidip omuzlarımı dikleştirdim.

-Problem?

Zaten yeterince sinirliyim, dövecek adam arıyorum. Adamdan nereden baksan on santim uzunum. Herif cüssemi fark edince bir kez yutkundu. Rengi mora dönmüştü resmen.

-Diyorum ki biraz daha dikkatli olmalısınız.

Suratına ifadesizce baktım ve gülüp geri yoluma döndüm. Hadi ama, olmadı böyle. Diklenip, kavga çıkarması gerekiyordu. Yok yok yolda olacak iş değil bu. Saate bakınca saatlerdir yürüyüp, düşündüğümü fark ettim. Saat üç olmuş. Mert’in barına gitmeye karar verdim, oraya varana kadar beşi bulur sanırım. Stresimi yürüyerek atmayı seviyorum.

Sarp’la ilk tanıştığım zamanlar baba parası yiyen klasik zengin züppe sanmıştım. Fakat onu tanıdıkça aslında iyi biri olduğunu fark ettim. Sadece incinmişti, sevdiği kadın tarafından incitilmişti. Bunun ne demek olduğunu biliyorum. Burak Eylül’le yattığı zaman çok kırılmıştım. Sarhoştum yalanına inanmasam da inanmış gibi yapmıştım. Lanet olsun Sarp’a kızamıyorum. Sarp’ı seviyordum sanırım. Hayır, olamaz. Neler saçmalıyorum ben? Resmen içimde kalp ve beyin çatışması çıktı. Sahi neydi Sarpa hissettiğim?

Hastanedeyken etrafımda olup biten her şeyi duyuyordum fakat cevap vermek istemiyordum. Sanki arafta gibi, başka bir boyuttan olup biteni izliyordum. Çok tuhaf bir histi. Uyumak bir daha uyanmamak istiyordum. Erdal babam gelince daha derin uyumak istedim. O gidince dünyadan yavaş yavaş soyutlandığımı hissetmeye başlamıştım. Ta ki sıcak bir el, soğuk elimi kavrayana kadar.

O anda içimde ölmüş bir şey can buldu. Sarp’ın dokunuşuyla yeniden doğmuş gibi oldum, kalbime bir sıcaklık yayılmış gibiydi. Kalbimin tekrardan atmaya başladığını hissettim. Vücudum çok farklı tepkiler vermişti. Neler olduğunu ben bile anlayamadım. O anda uyanmaya başlamıştım. Bir an söyledikleri aklıma gelince dudaklarımın kıvrılmasına engel olamadım.

Böyle çok çirkin göründüğünü biliyor musun? Solucan gibi sararmışsın tüylerin diken diken olduğu için çok kıllı görünüyorsun. Bence artık uyanmalısın, çünkü sana sormam gereken bir hesap var. Neticede beni kaçırdın değil mi? Benden yardım istediğinde bir şey yapamadım ya öyle içimi yaktı ki anlatamam sana. Seni öyle kanlar içinde görünce kendimi kaybettim. Yetişememiştim, engel olamamıştım. Kendini toparlamalısın. Sonra kim beni kesmekle tehdit edecek? Seninle tanışalı çok kısa bir süre olmasına rağmen farklı bir şekilde etkilendim. Bilmiyorum diğerlerine hiç benzemiyorsun ve sen benim kalbimi görebildin. Sen yeter ki uyan istediğin kadar tehtit et beni ,hatta kendi kendimi keserim. Ne diyorum ben ya? Hep senin yüzünden saçmalıyorum psikopat. Sen uyanınca ne olacak biliyor musun? Bende bilmiyorum belki de sevişiriz. Bunu birisi duysa var ya neler olur tahmin edemezsin. Tabi sen uyanınca bunların hiçbirini bilmeyeceksin-ki bu da benim işime gelir o yüzden rahatım…”

Sonra ise yavaş yavaş sesi azalmaya başlamıştı. Gözlerimi açtığımda ise göğüsümün üzerinde bir ağırlık hissettim. İlk uyandığımda bir anda hafızam silinmiş gibiydi, çok tuhaftı. Kafamı ağırlığa doğru çevirdim ve Sarp’ın yüzüyle karşılaştım. O anda içime dolan huzuru, rahatlığı ve mutluluğu anlatamam. Hayata Sarp’ın yüzüyle, nefesiyle uyanmak benim için paha biçilmez bir şeydi. Çok değişikti, kelimelere sığdırılamayan bir şey. Bunu tarif edebilecek bir kelime var mı bilmiyorum ama en yakını huzur olur sanırım.

İçime inanılmaz bir dokunma isteği girdi. Elimi yanağına koyduğumda; sanki dünyadaki mavinin huzur veren bütün tonları içime akıyordu. Elimin altında evrenin en narin şeyi varmış gibi bir hisse kapıldım. Hafif çıkmış olan sakallarının elime batması bile huzuru içime çekmemi sağlıyordu. Birden gözlerini açınca şok olmuştum, daha doğrusu panik yapmıştım. Uyku mamurluğuyla günaydın derken o kadar…

Lanet olsun! Düşünmemeliyim. Bir şimşek çaktı ve bir anda yağmur bastırdı. Etrafa baktım ve en yakın kafeye attım kendimi. Cam kenarında bir masayı gözüme kestirip yerleştim. Garsonu çağırıp karışık pizza ve kola sipariş ettim. Yağmurdan kaçan insanların çoğu, bina ve dükkan saçaklarına, kafelere akın ediyorlar. Etraftaki bütün masalar dolmuş neredeyse. Camdan dışarıyı izlerken yine düşüncelere dalmıştım. Neden böyle olduk diye düşünmeden edemiyorum. Neden tam iyi olacağımız anda yine düşüşe geçtik? En sinir olduğum şey ise, kısacık bir süre zarfında Sarp’ı aklıma kazımış olmak. Ben alfa tipi erkeklerden hoşlanmam bir yana resmen alerjim vardı. Burak’tan hoşlanmam tam altı ayımı almıştı. Sarp’a resmen yıldırım gibi çarpıldım. Özellikle sarhoş olduğu gece bende bir şeyler uyandırdı.

-Pardon bütün masalar doluda, sizin yanınıza oturabilir miyim?

Kafamı, ince bir kadın sesini duymamla o yöne çevirdim. Karşımda taş çatlasa 20 yaşında bir kız vardı. Sanırım biraz göbekli ya da hamileydi. Etrafa bakınca gerçekten de bütün masalar doluydu. Hafifçe gülümsedim ve elimle sandalyeyi işaret ettim.

-Tabi buyurun.

Bana teşekkür ederek sandalyeyi çekip oturdu ve benimle birlikte dışarıyı izlemeye koyuldu. Yanımıza garson geldi ve siparişlerimi bırakıp kızın siparişini aldı. Suffle ve kahve istedi. Ardından bana döndü ve gülümsedi.

-Tekrar teşekkür ederim. Ben Deniz.

Böylece başladık ve muhabbet gittikçe koyulaştı. Kız 19 yaşında, üniversite öğrencisi, 6 aylık kızına hamileymiş. Erken olduğunu söylediğimde gözlerini benden kaçırdı. En iyi bildiğim bir ifade vardı gözlerinde; utanç ve acı.

-Bu sana kim yaptı?

Ağlamamakta direniyordu, peçeteyi alıp nazikçe sildi göz yaşlarını. Masanın üzerinden uzanıp elini tuttum.

-Aile dostumuz diye ailemin bağrına bastığı bir şerefsiz. Şu an hapiste.

O anda garson gelince toparlandı ve üzerine bir şey demeden önündekileri yemeye başladı. Hayat neden bu kadar acımasız ki?

-Peki ona karşı annelik duygusu besliyor musun?

Bu ani sorumla oldukça şaşırdı. Geriye doğru yaslandı ve elini karnına koydu. Hafif bir tebessüm belirdi yüzünde.

-Tabi ki de onun bir suçu yok. Hatta dört gözle bekliyorum doğumunu. Annelik içgüdüsel bir şey derlerdi ama inanmazdım. Gerçekten çok farklı bir duygu.

Kısaca bir hım çıktı ağzımdan sadece. On beş yaşındayken piçten hamile kalmıştım. Öğrendiğim anda iğrenmiştim, nefret etmiştim. İkimizin de ölmesi için dua etmiştim. Bunu öğrendiklerinde götü tutuşmuştu şerefsizlerin. Ben yine tepkisizce izliyordum. Nereden bilebilirdim ki o gece bana hayatımın en korkunç gecesini yaşatacaklarını. Rahmime şiş sokarak düşürdüler bebeği. Eğer hastaneye giderlerse olacakları biliyorlardı. Canlı canlı, uyuşturmadan. O gece bütün mahallede sesim yankı yapmıştı. Soranlara da babamı hatırlayıp kriz geçirdiğimi söylemişlerdi. O geceden sonra bir daha asla kendime gelemedim. Hala izlerini ruhumda taşıyorum. Bir o kadar vücudumdan iğreniyorum. Bacaklarımda ara sıra o pisliğin dokunuşlarını hissediyorum. Bazen ise kriz geçiriyorum. Kısacası hala kendime gelemedim. Sarp’a sarıldığım zaman, sanki kalbimdeki ve vücudumdaki bütün yaralar kapanıyor. Sanki olanları hiç yaşamamışım gibi geliyor. Ruhumun içinde ufak, renkli şeyler patlayıp içime yapışıyor gibi. Farklı işte. Ne kadar itiraf edemesem de Sarp’la uyanmak beni baştan yaratıyor. Nefesinin nefesime karışması kalbimin derinliklerine işliyor.

-Onu çok mu seviyorsun?

-He, ne? Kimi yani?

Bu halim komiğine gitmiş olacak ki kahkahayı koyuverdi. Bu kıza gülmek çok yakışıyor. Gülmesi bitince kafasını sağa sola salladı ve gülerek suflesine döndü. İyide ben anlamadım ki? Komik bir şey mi yaptım? Pek sanmıyorum ama anlamadım.

-Ne oldu, niye gülüyorsun?

Onun gülmesi beni de güldürmüştü. Gülmek gerçekten de bulaşıcıydı.

-Cama doğru bakarak dalgın dalgın pizzanı yedin. Ardından inanılmaz bir hüzün kapladı yüzünü. Birden yüz hatların yumuşadı ve mutlulukla gülümsedin. Prensini çok seviyorsun galiba.

Bana bu şekilde muzip bir ifadeyle bakarken sırıtmadan edemedim. Sırıtmamın gram Sarp’la ilgisi yok. Deniz’in etkisi tamamen. İç sesim şu anda bana ne sövüyor ama… Ben kimi kandırıyorum ki, daha kendimi bile kandıramıyorum.

-Sanırım. Ben bile tam emin değilim.

-Sen aşıksın arkadaş.

Kahvesini yudumlamaya devam etti. Bende ise kocaman bir sırıtma etkisi bıraktı. Sanırım Sarp’ı gerçekten seviyorum fakat hala ona öfkeliyim. Kendi kendime mırıldandım. Elmira Sarper’in gazabıyla yüzleşmeye hazır olun. Burak ve Bahar’ın hayatlarını karatmaya yemin ettim. Yağmur dinince hesabı ödemek için ayaklanıyordum ki yanıma para almadığım aklıma geldi. Birden alınma vurdum ve tekrar yerime oturup telefonumu çıkardım. Garson yanımıza gelip hesabı bıraktı. Tek bir hesap gelmişti. Telefonun ucunda Mert’in sesini duyunca hemen konuya girdim.

-Mert sizin sokağın yukarısında bir kafe var. Bana para getirir misin? Aci…

-Selam Mert, buna gerek yok hesap kapandı. Hoşça kal.

Ardından Mert’in resmen suratına kapattı. Ben Deniz’e anlamaz bakışlar atıyorum. Ayağa kalktı ve koluma girip beni de kaldırdı.

-Hadi beraber yürüyelim gideceğimiz yere kadar. Bu arada bana numaranı versene.

Güldüm ve beraber sokağa çıktık. Ona telefon numaramı verdim ve aynı zamanda onun numarasını da ben aldım.

-Deniz borcum olacak bak.

-Borcunu kızım doğunca ödersin hayatım. Elmira ben seni çok sevdim ya görüşelim olur mu?

Kafamı salladım ve sokakta kol kola yürümeye başladık. Çok konuşkan tatlı bir kız. Her defasında boyumdan dolayı bana laf sokmasa hiçbir sorun yok. Mert’in sokağına gelince Deniz’le vedalaştım ve yoluma koyuldum. Saat Tam 17.00 olmuş. Bu saatte pek kimse olmaz umarım Mert bir şey çakmaz. Barın önünde iki tane adam var. Birisi Süleyman ama diğerini tanımıyorum. Geçerken Süleyman önümü kesti.

-İçeride özel bir parti var Elmira hanım.

Kafamı kaldırdım ve ne yapayım dercesine baktım. Ardından genişçe gülümsedi ve kenara çekilip eliyle kapıyı gösterdi.

-Sadece haberiniz olsun diye. Buyurun.

Hey Allah’ım ya. Sırayla gönderiyorlar. Gözlerimi devirip içeri daldım. Müzik sesleri geliyor hafiften. Çift koridorlu bir sisteme sahip olduğu için dışardan ses duyulmuyor. Kapıyı açınca oldukça şaşırdım. Hepsi 18-19 yaşında ergenler. Hatta 18 den küçük olanlar bile vardır diyeceğim ama bu mekanda öyle şeyler olmaz. Hepsi bana uzaylı görmüş gibi bakıyor. Umursamayarak bara yöneldim. Bir iki sürtük, -yüksek ihtimal partinin organizatörü- bana öyle bir baktı ki, gidip suratını dağıtmamak için kendimi zor tuttum. Bar taburesine çıktım ve Mert’i beklemeye başladım, o sırada diğer çalışan Kerim geldi.

-Selam Elmira naber? Mert’in özel bir görüşmesi var.

-İyidir senden naber?

Gözleriyle ergen topluluğunu işaret edip, sıkılmış gibi nefesini verince anlayıp güldüm. Önüme sodamı koyunca teşekkür edip Mert’i beklemeye koyuldum. Mecburen burada takılacağım. Özel görüşme dediklerine göre ya buranın sahibi ya da patronunun özel konukları. Ben öyle kendi halimde gazozumu içip, takılırken ilk baştaki kızlar geldi ve tepemde dikildiler. Bir bakış atıp tekrar önüme döndüm ve telefonumla uğraşmaya kaldığım yerden devam ettim. Kızların hala tepemde dikilmekte olduğunu fark edince istifimi bozmadım.

– Merhaba kızlar, bir problem mi var?

Hala telefonumla uğraşıyorum. Bir tanesi kırmızı ojeli, bakımlı elini önüme koyana kadar. Eline uzun bir süre baktım ve ardından yavaşça yüzüne baktım. Sarışın olan hanım kızımız bu, diğeri esmer mavi gözlü güzel bir kızdı. Esmer olanı alaycı bir ifadeyle beni süzüyor. Sarı sürtük konuştu.

-Evet hayatım. Benim partime elini kolunu sallayarak giriyorsun. Hem de bu kılıkta.

Son cümlesinde yüzünü tiksinir gibi bir ifadeye büründürünce kendimi frenledim ve üzerine atlamadım.

-Hadi tatlım ikileyin. Beni uğraştırmayın. Ben yokmuşum gibi davranın ya da çalışanlardan biri farz edin. Bakın parti devam ediyor.

Kızlardan ses gelmediği gibi, sarışın elini de çekmedi. Ya sabır! Ben telefonumla uğraşıyorum, daha doğrusu çalışıyorum! Eli hala önümde, görmemeye çalışıyorum. Telefonumu alıp ters çevirdi ve masaya bıraktı. İşte bunu yapmayacaktın kızım.

-Bana bak velet bu son uyarım. Senin istediğin şey bende mevcut değil. Şimdi siktir git başımdan.

-Bu benim partim ve sen…

Çemkirmesini yarıda kesti, çünkü suratını masayla çoktan birleştirmiştim. Suç bende. Niye uyarıyorum ki, kavga isteyen ben değil miydim? Arkasındaki sürtük saçıma asılınca kan beynime hücum etti. Elini tuttuğum gibi çevirdim ve yere yapıştırdım. Tayfası olduğunu düşündüğüm üç kız bana doğru yürüyorlardı. Yiyişmekten ayrılabilen birkaç erkekte etrafımıza toplanmıştı. Kızın teki bana vuracakken elini tuttum ve suratına yumruğu indirdim. Birisi saçımdan çekti beni ve yere düşmekten son anda sıyrıldım. Eğer yere düşseydim o kızı… Kızın kolundan kavradığım gibi omzumun üzerinden çekip yere çarptım.

-Başka kaşınan var mı?

Etrafa bakınca herkesin sus pus olduğunu gördüm. Bana doğru gelen üçüncü sürtük bir erkeğe sarılmış kenarda duruyordu. O anda Mert bağırarak geldi.

-Neler oluyor burad… Elmira?

Hiçbir şey demeden bardan dışarı attım kendimi. Saç diplerim acımış olsa da değdi. Güzel stres attım. Bir anda kahkahayı bastım. İnsanlar bakınca kendimi frenledim. O üçüncü kızın surat ifadesi çok komikti. Çocuğa öyle bir sarıldı ki, sanki onu ısırmaya çalışan bir köpek var. Hemen iki sokak yukarı çıkınca eve varacaktım. Adımlarımı hızlandırarak merdivenleri tırmanmaya başladım. Merdivenler bitince koridorun başında nefes nefese bir şekilde dinlenmeye başladım. Gerçekten formdan düşmüşüm. Soluklanınca etrafıma baktım ve kimsenin olmadığını görünce yangın tüpünün asılı olduğu çerçeveye yöneldim. Elimi tüpün altına soktum ve yedek anahtarımı aldım. İlk doğalgaz saatinin üzerine koymuştum ama yukarı merdivenlerden göründüğünü fark edince buraya koydum.

Eve girince bir anda kalbime bir ağırlık çöktü. En yakın koltuğa attım kendimi ve yüreğim tükenene kadar ağladım. Neden tam mutlu olacakken bir şey çıkar ki? Neden ben mutlu olamıyorum ki? Mutluluğu hiç hak etmiyor muyum? Hayatımda ilk defa birisine bu kadar bağlanmıştım. İlk defa geleceği düşünmüştüm. Saçmalık bende zaten. Ben kim mutlu olmak kim?

Neyse Elmira, eski hayatına dönmenin vakti geldi. Banyoya gittim ve suyu açıp, küvetin tıpasını deliğe tıkadım. Biraz rahatlamaya ihtiyacım var…