Bölüm 20

-Hadi Elmira gidelim.

Gözlerine imalı bir şekilde bakınca Irmak’a yöneldi.

-Irmak tanıştığımıza çok memnun oldum. Sonra görüşürüz.

Irmak oturduğu sandalyeden kalkıp Elmira’ya sarıldı.

-Tabii ki görüşeceğiz.

Gülümseyerek Irmak’tan ayrıldı ve Serhat’la kısaca sarılıp vedalaştı. Babama gideceğimize dair bir mesaj attım. Acelesiz adımlarla sessizce dışarı doğru yürüdük. Kapıdaki korumalara kısa bir selam verdikten sonra valeden arabayı getirmesini istedim. Valenin arabayı getirmesini beklerken Elmira sonunda dayanamadı.

-Sarp, ne işinden bahsediyorsun?

Bende ne zaman soracak diye bekliyordum. Yandan ufak bir bakış attım ve gülümseyemeden edemedim.

-Konuşmamız gerek.

-Ne konuşacağız?

Araba gelince şoför koltuğuna ben geçince Elmira da yana geçti. Hiçbir şey sormadan sahile sürdüm arabayı. Elmira torpido gözünden bir dosya çıkardı. Dosyanın içinden bir A4 kağıdı ve bir pilot kalem çıkarıp bir şeyler karaladı. Kağıdı enine üçe katladı ve üzerine Elmira Sar… yazdığı anda araya girdim.

-Ne o, bana olan aşkını isimlerimizi yazarak kağıda mı döküyorsun?

Sahte bir şekilde güldü ve şu ana kadar bilmediğim ama bilmem gereken bir ayrıntıyı söyledi.

-Çok komik fakat, soyadım Sarper. Sana başka bir koruma daha verilmesi için  yazılı talep vereceğim.

Hafifçe gülümsedim. Sanki bilerek yapılmış bir şey gibi. Elmira’nın soyadını sevdiğimi söylemeliyim. Şansımıza maç saatinde olduğumuz için yollar boştu. Meraklı bir şekilde etrafa bakarak nereye gittiğimizi anlamaya çalışıyor. Ağzımı açmayı düşünmüyorum gidene kadar.

İtiraf etmeliyim ki çok korkuyorum. Reddedilmekten korkuyordum, en kötüsü Elmira’nın gitmesinden. Çünkü bu kadar kısa bir zamanda biri bana duygularını açsa deli gözüyle bakarım her halde.

Elmira’nın tepkisini tahmin edemiyorum. Artık ne olacaksa olsun. Sahile gelince arabayı kenara çektim. Motoru durdurup, anahtarını cebime attım. Arabadan dışarı çıktım ve kaputa yaslanıp denizin karanlığını izlemeye koyuldum. Elmira da gelip benimle aynı pozisyonu aldı. Gece vakti deniz aynı Elmira’ya benziyor. Ne dibi görünüyor ne de ucu bucağı. Deniz en azından güneş doğana kadar karanlık ama Elmira öyle mi? Gecesi gündüzü belli değil.

-Seni dinliyorum.

Elmira’nın konuşmasıyla kafamdaki düşünce balonu patladı ve kelimeler teker teker yere döküldü. Kafamı Elmira’ya çevirdim ve gözlerinin en derinine baktım.

-Benden şairane laflar bekleme, hayatımda tek şiir okumamış adamım. Lisede edebiyattan çakardım ben hep. Sözümü kesmeden dinleyeceksin beni tamam mı?

Pür dikkat beni dinlemişti. Yüzünde hafiften korku ifadesi var sanki, ama neden? Gözlerini gözlerime çevirdi ve kafasıyla beni onayladı. Bakışlarımı yine karanlık denize sabitledim ve konuşmaya başladım.

-Yıllar önce yaşadığım bir kalp kırılmasından sonra cinsellik benim için sadece bir kaçış yolundan ibaret oldu. Ardından her gece pişmanlık duyduğum bir yol… Ardından bir psikopat çıktı karşıma ve bana bir şey yaptı. Her zaman bildiğim gördüğüm gerçekleri suratıma kaya gibi vurdu, daha da önemlisi benim kalbimi gördü, acımı, ruhumu… Kısacası gerçek beni. O kız bunu hiçbir zaman dile getirmedi ama ben anladım. Hani derler ya, eğer kalpler birbirine yakınsa kelimeler kifayetsizdir. İlk defa bir kıza sarıldığımda kalbim saf duygularla çarptı. İlk defa bir kızla seyyar pilavcıda, hem de sabah sabah pilav yedim. İlk defa annem dışında bir kız kusarken bana yardım etti. Hadım etmekle de tehdit etti tabi.. Ve daha bir sürü ilkler… Ben o kıza çok değer veriyorum, çok büyük bir sevgi besliyorum. Her gördüğümde nefesim kesiliyor, kalp krizi geçirecekmişim gibi hissediyorum.

Elmira’ya bakınca birkaç damla göz yaşının beyaz gömleğinde iz yaptığını gördüm. Göz pınarlarında birikmiş olan yaşları zorla esir almıştı. Derin bir nefes alıp devam ettim:

-Acaba o kız beni sevebilir mi? Ne dersin Elmira? Bu uçkuruna düşkün herifi düştüğü çukurundan çıkarabilir misin? Tek şartla beni hadım etme düşüncesinden vazgeçeceksin, o zaman çocuklarımız olmaz.

Son kurduğum cümlede sesli bir kahkaha attı. Tek eliyle göz yaşlarını sildi ve yüzüme bir bakış attı. Gayet mutlu görünüyorken elimi uzatınca, birden kollarımın arasına atıldı ve şiddetle, omuzları sarsılarak ağlamaya başladı. Acaba yanlış bir şey mi söyledim diye düşündüm. Ama hayır, yoksa mutluluktan mıydı? Ya da geçmişteki olayların acısını şimdi döküyor. Kollarımı ona sıkıca sardım. Bu sefer onu susturmayacağım, istediği kadar ağlasın. Ağlasın ki içindeki nefrette akıp gitsin. Yaklaşık 5-6 dakika aralıksız ağladı O kadar can acıtıcı ağladı ki, acısını içimde hissettim. Sonlara doğru ise sesi iyice azaldı, çıkmaz oldu. Uyudu mu diye düşünmedim değil. Saçlarını önünden çekip yüzüne baktım, denize doğru dalmış. Gözlerimiz buluştu.

-Daha iyi misin?

Bir süre gözlerime baktıktan sonra kafasını olumluca salladı ve benden yavaşça ayrılarak doğruldu. Benden ayrılmasıyla doğruldum fakat belime gelen acıyla yüzümü buruşturmadan edemedim. Elmira derin bir nefes aldı ve bakışlarını tekrar bana çevirdi.

-Hayatımdaki yerin bende o kadar özel ki bunu sana anlatamam. Doğrusu ben aşk nedir onu bile bilmiyorum yaşamadım. Sana karşı hissettiklerim… Çok farklı, çok değişik. Ben onlara isim veremiyorum.

Sesi kısık ve pürüzlüydü. Gözlerindeki acı o kadar büyük ve derindi ki, sanki birazdan o dünyaya çekilecekmişim gibi hissettiriyor.

-Ne hissediyorsun?

Kaputun üzerinde olan elinin üzerine elimi koydum. Tepki vermemiş, Elmira’nın eli ilk defa bu kadar soğuk. Normalde ateş gibi olan insan şimdi buz gibi.

-İnan bana bilmiyorum. Çok tuhaf. Seninleyken çok fazla heyecan yapıyorum, kalbim çok hızlı atıyor. Direk gözlerine bakarken zorlanıyorum. Eylül’le tanıştığın zaman kaybetme korkusu yaşadım biliyor musun? Çok saçma, halbuki seni hiç kazanmadım.

Bıkkın bir şekilde derin bir nefes aldım. Elmira sanki bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyor gibii. Tam karşısına geçip sağ elini sol elime hapsettim, sağ elimi buz tutmuş yanağına koydum ve akmış olan bir damlayı baş parmağımla sildim.

-Sen beni kaçırdığın gün kazandın zaten.

Tam ağzını açacaktı ki, baş parmağımı dudaklarına bastırdım.

-Kurban sendromu falan diye saçmalarsan seni buradan denize fırlatırım.

Gülümsemesi genişledi ve yanağının üzerindeki elime elini koydu.

-Sadece acıktım.

Kahkaha attım ve Elmira’yı kendime çekip sarıldım. Cebimden anahtarı çıkarıp arabayı kilitledim. Elmira uzaklaşınca biraz bozulduğumu hissettim ama kısa sürdü. Koluma girdi ve koluma sıkıca sarıldı. Yürümesi için hafifçe çektim. Kolunu ceketimin altından belime sardı. O şekilde biraz ilerledikten sonra bir köfteci gördüm ve yönümü oraya doğrulttum. Etrafıma bakındım ve Yeşilköy taraflarında olduğumuzu tahmin ettim. İçeri girince Elmira benden ayrıldı ve etrafına bakmaya başladı. Cam kenarında iki masa boş görünüyor sadece. İlk gözüme çarpana yöneldim. Elmira’nın arkamdan geldiğini tahmin etmek çokta zor değil. Sandalyeyi çekip oturdum ve menüyü elime alıp incelemeye başladım. Bir ton köfte çeşidi vardı. Adana, İzmir, Akçaabat, İnegöl vs. saymakla bitmez. Of ya, ben fena etçil biriyim. Köfteyi çok severim ama hangisini seçeceğime karar vermedim. Birkaç dakika menüyle bakıştıktan sonra Elmira konuşunca kafamı kaldırıp baktım.

-Kasap köfte ve ayran. Sen ne alıyorsun?

-Karar veremiyorum, seçimimi karışıktan yana kullanıyorum. Karşında bir köfte canavarı var.

Gülümsedi ve menüyü bir kenara bıraktı. Etrafıma bakınarak garson ararken bir tanesiyle göz göze gelince elimle işaret verdim. Adam hızlı adımlarla yanımıza geldi.

-Bir buçuk porsiyon karışık ızgara köfte. Elmira sen yarım porsiyon yiyebilir misin?

Elmira tek kaşını kaldırdı ve sen ciddi misin bakışını attı. Ellerini çenesinin altında birleştirdi ve meydan okurcasına bir bakış attı.

-Bir buçuk olsun.

Garsonun resmen gözleri pörtledi. Etrafa bakınca buranın elit bir mekan olduğunu anlamak çok zor değil. Buraya gelen kadınların çoğu yarım porsiyon sipariş verirler yarısını da tabaklarında bırakıp giderler. En nefret ettiğim insan tipleri. Her iddiasına varım Elmira bir buçuğun tamamını bitiremeyecek.

-Pekala, bir buçuk da kasap köfte ve iki büyük ayran.

Garson şaşkınlıkla siparişlerimizi alıp uzaklaştı. Muzipçe sırıtarak Elmira’ya baktım.

-Eğer bitiremezsen -sesimi incelterek- “Sarpcıım bitirmeme yardım eder misin?” diye bana yalvarma sakın.

Omuz silkti ve denize doğru baktı.

-Çok beklersin.

Ben ise hala cevabını alamadığım sorudaydım.

-Elmira sorumun cevabını alamadım.

Bir süre bana bakmadı. Sonra gözlerini gözlerime çevirdi ve sıkıntıyla nefesini verdi.

-Sarp inan bana seni sevmiyor falan değilim ama ben bilmiyorum. Yani ben doğru bir insan değilim. Senin düşüncelerin ciddi ve…

Garson ekmek, su ve çatal bıçakları bırakmak için gelince susmak zorunda kaldı. Gözlerini masanın örtüsüne sabitledi ve yüzüme bakmadan devam etti.

-…ve ben evlenebilecek birisi değilim Sarp. Ben…

Son cümlesinde masanın üzerindeki elinin örtüyü sıkması gözümden kaçmadı. Yine gözleri doldu. Daha fazla üzerine gitmemeye karar verdim.

-Tamam üzgünüm, bunları sonra konuşuruz olur mu?

Masanın üzerindeki elini tuttum. Bana zoraki bir gülümseme gönderdi.

-Teşekkür ederim. Sen bana bu kadar iyiyken sana kayıtsız kalamam. Sana her şeyi anlatmak isterim ama biraz zaman istiyorum.

-Sorun değil istersen hiç anlatma. Şunu bil ki ya benimsin ya kara toprağın!

Elmira sesli bir kahkaha attı.

-Hayatta kurban gitmek istediğim son şey töre cinayeti.

Birden şaşkınlıkla ne dediğini kavrayamadım.

-Elmira kabul ediyor musun?

Kafasını yani anlamında salladı. Bunun üzerine kaşlarımı çattım ve işaret parmağımı Elmira’ya salladım.

-Bana bak kızım gerekirse seni zorla kaçırır nikahı basarım.

Karşılıklı gülüştük ve benimle maganda diye dalga geçti. Karşılıklı atışmalar eşiğinde köftemizi yedik. Elmira bir yerden sonra zorlandı fakat bunu belli etmeyecek kadar gururlu(!) bir insan. Son üç parça kalınca arkasına yaslandı ve derin bir nefes aldı.

-Yardım ister misin? Yiye…

-Hayır bitireceğim.

-Sen bilirsin.

Omuz silktim ve sırıtarak son köftemi de ağzıma attım. Elmira cidden patlayacak gibi. Şahsen benim iştahım süperdir. Bir buçuk benim için çok zor değildi. Üç parçadan birini ağzına attı ve yavaşça çiğnemeye başladı. Arkasına yaslandı ve elini göbeğine koydu. Yüzünü buruşturdu ve tabağını hafifçe ittirdi.

-Pekala sen kazandın, yiyemiyorum.

Sırıtarak tabağındaki köfteleri teker teker yedim. Dışardan gören birisi bana aç diyebilir, ki haklıda. Elmira izin isteyerek kalktı. Bende telefonumu elime aldım ve Mustafa’yı aradım. Üçüncüde açtı.

-Mustafa +7499 numarayı araştırsana bana.

-Dört haneli olduğuna göre yüksek ihtimal firma falandır. Neden?

-Mustafa öyle bir şey değil. Sen dediğimi yap sonra anlatırım. Şimdi kapatıyorum.

Direk suratına kapattım çünkü sorgusu bitmez, biliyorum. Bir süre sonra Elmira geldi ve yerine oturdu.

-Daha önce Mertle yeme yarışları olmuştu ama hiç bu kadar tıkanmamıştım. Köfte ağır olduğu için sanırım.

Önümdeki suyu tek seferde içtim ve bende arkama yaslandım.

-Her halde. Kalkalım mı ufaktan, birazda yürüyüp eritiriz.

Kafasını salladı ve ayağa kalktı. Ben garsonu çağırırken, hanım efendi beni bekleme tenezzülünde bile bulunmadı. O yavaş adımlarla dışarı ilerlerken ben hesabı ödemek için cüzdanımı çıkardım.

-Hesabı alabilir miyim?

-Hesap hanımefendi tarafından ödendi efendim.

Bir süre mal gibi garsonun suratına baktım. Elmira hesabı mı ödedi? Hayatımda bir ilk daha yaşadım az önce. Bu kız neden fazlasıyla alışılmışın dışında? Cüzdanımı arka cebime koydum ve afallamış bir şekilde çıkışa doğru yürüdüm. Elmira ceketini çıkarıp koluna asmış ve diğer elinde telefonla uğraşıyor. Yanına gidince bana bakmadan yürümeye başladı.

-Hanımlara hesap ödetmeyi sevmem.

Yandan bir bakış attı ve imalı bir şekilde tek kaşını kaldırdı.

-Ben diğerlerine benzemem.

-Bunu görebiliyorum ve içimden bir ses daha görecek çok şeyim olduğunu söylüyor.

Gülümsedi ve yaramaz bir çocuk ifadesiyle yüzüme baktı.

-Kim bilir! Şansa kalmış…