Bölüm 19

-Elmira! Dikkat et.

Elimden telefonu bıraktığım gibi tüm gücümle Elmira’ya koştum. Belinden tutup kavradım ve kenara çektim. Arabanın aynası belime çarptı. Belimdeki acıyı görmezden gelmeye çalıştım, arabaya baktığımda aynası kırılmış sallanıyordu. Birden arabanın sunroofundan bir adam çıktı ve silahını doğrulttu. Elmira beni geriye doğru çekti. Ayağımın kaldırıma takılmasıyla geriye düşünce Elmira da düştü. Kalktı ve üzerime kapandı. Kollarını başımın etrafına sarınca ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Salak kız kendini açık hedef yapıyordu resmen. Elmira’nın kollarını çözdüm.

-Ne yaptığını sanıyorsun? Kendini resmen a…

Adamlar silahla arkamızda ki arabanın far camını indirince Elmira’yı kolundan tuttuğum gibi arabanın arkasına doğru çektim. Nerdeyse kurşun Elmira’ya gelecekti. Şirketin güvenlikleri hemen dışarı çıkıp karşı ateş açtılar. Bir süre öyle durup, silah sesleri kesilince ayağa kalktı ve belinden bir silah çıkardı. Elmira ne zamandan beri silah taşıyor? Güvenlik polise haber verirken adamların gittiği yöne doğru baktım. Kim bunlar?

-Sarp, hemen arabama bin.

Telefonuma bir mesaj daha geldi ama ses uzaktaydı. Serhat’a baktığımda şirketin önündeki büyük, taş saksının arkasına çökmüş. Serhat telefonumu yerden aldı ve cebine atıp bize doğru geldi.

-Gittiler. Kimdi bunlar?

Elmira ikimize de öfkeli bir bakış attı ve eliyle arabasını işaret etti.

-Şu arabaya binmeyi mi planlıyor musunuz, yoksa kafanıza kurşun yemeyi mi?

Güvenlikler ile konuştuktan sonra polis işini onlara bırakmamızı söylediler. Güvenlik kameralarından çözerler sanırım işi. Elmira’ya baktığımda panik namına hiçbir iz yok. O araba Elmira’ya çarpsaydı ya da kurşun arabanın camı yerine Elmira’ya isabet etseydi? Elim ayağım titriyor hala. Neyse ki iyi, bir şeyi yok o yüzden düşünmeyi bırakmalıyım.

-Arabam şirkette kaldı, otoparkın girişinde indirsene beni Elmira.

Arkama baktığımda Serhat da gayet sakin görünüyor, renginin atması dışında. Bende mi bir anormallik var? Tamam, daha önce de karşılaştım bu tip durumlarla ama ilk defa bu kadar panik yaptım. Elmira dikiz aynasından Serhat’a bir bakış attı.

-Aldırırız, dert etme. Arabam zırhlı olduğu için daha güvenli.

Ben kendi içimde düşüncelere daldım. Hayatımda daha önce bu kadar panik yaptığımı hatırlamıyorum. Elmira’ya bir şey olsaydı diye düşünmekten çıldıracağım.

-Sarp iyi misin?

Kafamı sallamakla yetindim. Serhat bana telefonumu uzatınca babamın aradığını gördüm. Babama uzunca bir açıklamadan sonra sonunda içini rahatlattım. O da yetmezmiş gibi davete katılmak için direndim. Ben asla kendime laf söylettirmem. Korkusundan gelemedi dedirtmem. Polise gideceğini söyledi ama gitse neye yarar? Bunu yapan adamların polisten korkmadıkları belli. 

Telefonumda ki yeni mesajı gördüm. “Görüşmeyeli uzun zaman oldu ha?” Kim bu şerefsiz? Numarası görünmüyor gibi bir şey. Dört haneli bir numara.  Şimdilik bizimkilere bu konu hakkında bir şey söylemeyeceğim. Önce numarayı araştırmalıyım. Elmira duyarsa kendini suçlu hissedebilir. Serhat’ı eve bıraktıktan sonra bizim eve doğru yol aldık. Şu an için susuyorum. Eve gidince görüşeceğim Elmira’yla…

Eve gelince anneme hiçbir şey çaktırmadık. Anlaşılan haberi yok. Çünkü sakince Bakır’ın tüylerini tarıyor. Elmira anneme selam verip odasına geçti. Anneme hazırlanmam gerektiğini söyleyip odama gittim. Ceketimi çıkarıp yatağın üzerine attım ve gömleğimin yarı düğmelerini açmışken fikrimi değiştirdim. Sinirim tekrar tavan yaptı. Elmira’nın odasına kapıyı çalmadan daldım.

-Elmira sakın bir daha böyle bir şey yapma! Orda üzerime kapanırken neler geçiyordu aklından. Ya o kurşun sana gelseydi? Kafan basmıyor mu?

Üzerinde sadece iç çamaşırı vardı, altında ise pantolonu. Bunu es geçerek direk gözlerine baktım. Şu an bunu umursamayacak kadar öfkeliyim.

-Bu benim görevim. Seni koru…

Birden kendime hakim olamadım ve kolundaki düşmeden kaynaklı yarayı görünce Elmira’nın bileklerinden kavrayıp sinirimi dökmeye başladım.

-Başlarım görevine! Orada araba sana doğru gelirken ne kadar korktum biliyor musun? Benim üzerime kapanıp, o kurşun kafanın üzerinden teğet geçerken arabaya değil bana saplandı. Sana bir şey olacak korkusuyla yüreğim nasıl çarptı haberin var mı?

Konuşmayı bıraktım ve ellerimi omuzlarına koyup derin nefes aldım. Elmira hala şaşkınlık içinde beni izliyor.

-Sana yalvarıyorum bir daha böyle bir şeye kalkışma. Sen benim için çok değerlisin. Eğer sana bir şey olursa… Ben, ben bunun vebaliyle yaşayamam.

Elmira elinin tekini kolumun üzerine koydu ve anlam çıkaramadığım bir ifadeyle gülümsedi. Bir anda içimden gelen dürtüyle yavaş ve ürkekçe sarıldım. Elmira bir anda dondu kaldı, çekingen bir ifadeyle karşılık vererek kollarını sardı.

-Sarp benim işim bu. Seni korumak, yeri geldiğinde kalkanın olmak. Ayrıca bana kolay kolay bir şey olmaz merak etme. Düşündüm de seni hadım etme konusunu tekrar mı gözden geçirsek? Kesin yüz vermediğin kızlardan biri yaptırmıştır…

Hafifçe güldüm buna. Ona sarılınca sanki içimdeki bütün sinir ve korku gitmişti. Farkında olmadan biraz fazla sarıldım sanırım.

-Bence tekrar düşün belki ilerde lazım olur.

Bu lafıma sinirlendi ve sırtıma sağlam bir vuruş yaptı. Çenemi omzuna yasladım. İstemsizce elim sırtındaki izlere gitti. Elmira fazlaca irkildi. Huzurca kıpırdandı ve geri çekilmeye çalıştı. Bırakmadım ve daha sıkı sardım.

-Elmira. Çok fazla gizemlisin. Karanlık, kilitli bir kutu gibisin ve ben anahtarı nerede bulacağımı bilmiyorum.

Başını omzuma bıraktı ve derin bir nefes aldı. Elimin altında çok fazla gerildiğini fark ediyorum ama artık bir şeyler öğrenmek istiyorum.

-Sarp yalvarıyorum sana, yapma bunu.

Ellerimi çözmedim ama biraz geri çekildim yüzünü görebilmek için. Gözleri dolmuş ve ağladım ağlayacağım diye sinyal veriyor.

-Her ne yaşadıysan bunu beraber atlatabiliriz. Yeter ki bana kapalı olma. Dost olmanın anlamı budur, acı ve zorlukları beraber omuzlamaktır.

Elmira kafasını olumsuzca sağa sola salladı ve tek hamlede kollarımdan çıktı.

-Giyinmeliyim, sende git geç kalmayalım.

Ellerini göğsünde kavuşturdu. Kafamı salladım ve kapıyı usulca kapatıp odama geçtim. Anneme soracağım. Kesin kararlıyım, o biliyor sanırım. Odama girdim ve koyu gri takım elbisemi giyip içine beyaz gömlek ve siyah kravatımı seçtim. Hazırlanmam iki dakikamı almadı. Saçlarımı biraz düzeltip kendi haline bıraktım. Elmira’nın hazırlanması uzun sürebilir. Ne de olsa o bir kadın. Elmira’yı ilk defa elbiseyle göreceğim. Acayip bir his var içimde, sanki heyecan gibi ama merak olduğunu düşünüyorum. Salona inip annemin yanına oturdum ve biraz Bakır’la uğraşmaya başladım. Bir yandan da içimi yiyen soruyu düşünüyordum. Elmira ne yaşadı? Bu soruyu düşünmekten artık beynim iflas bayrağını çekmek üzere.

-Sarp, canım sen iyi misin?

Anneme bakınca meraklı bir şekilde yüzümü inceliyordu. Sanırım anneme şimdi sorabilirdim.

-Anne Elmira’nın başından ne geçti? Neden bu kadar içine kapanık bir türlü çözemiyorum. Sorduğum zaman hep beni geçiştiriyor.

Annemin yüzünde birden nefret ifadesi yer alınca şaşırdım.

-Ah yavrum benim. Çektiklerine göre şu hali o kadar iyi ki. Beni çok mutlu etti. Annesi Oktay ölünce hemen Kemal diye bir şerefsizle evlendi. Sürekli kızı dövmüşler, her gün, her gece. Keşke daha önce farkına varsaydık… O kadın evlenince Oktay’ın daha toprağı kurumamıştı. Oktay bütün mal varlığını Elmira’ya bıraktığını öğrenmiş bunlar. Bir gece kızı öldüresiye dövmüşler ve çöp konteynerına atmışlar. Biz bunu öğrenir öğrenmez Oktay’ın kardeşi Erdal’ı aradık. Adam geldi kızı almaya ama karısı istemedi bizde yanımıza aldık.

Birden heyecanla sözünü kestim.

-Nasıl yani? Şimdi, ben üniversitedeyken eve bir kız getirmiştiniz. Ben görmemiştim ama duymuştum, o kız Elmira mıydı?

Bir şeyler duymuştum bu konuda ama gerçekliğini bilmiyordum. Şimdi anlaşıldı Elmira annemlere karşı nasıl bir anda bu kadar sıcak davrandığı. Annem kafasını salladı ve devam etti.

-Sonra zaten o şerefsizler polisle geri aldılar. Kız zaten perişan durumdaydı ne konuşabiliyordu ne de doğru düzgün hareket edebiliyordu. Çok dağılmış durumdaydı. Bu eve ilk geldiğinde beni tanıyamamış. Dün gece biraz dertleştik. Bende tanıyamadım zaten, o kadar güzelleşmiş, büyümüş ki…

Duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum ama bu imkansız gibiydi. Elmira neler yaşamış böyle?

-Hazırım ben.

Elmira’nın sesiyle arkamı döndüm ama bu kesinlikle beklediğim bir şey değildi. İçinde beyaz gömlek, üzerinde siyah, klasik ceket ve nerdeyse benim takımıma yakın tonda gri bir pantolon var. Saçlarını açık bırakmış. Pekala şaşırdığım iki nokta var. Birincisi, kesinlikle takım elbise beklemiyordum. İkincisi ise fazlasıyla uyumlu görünüyoruz. Elmira ile uyumlu olmak kulağa zor geliyor. Bir şey söylemeyeceğim, yoksa ağzımın payını verir eminim. İstediğim son şey kavga etmek. Ayağa kalktım ve Elmira’ya doğru ilerledim.

-Pekala, çıkalım o zaman.

Onaylayarak yürümeye başladı. Anneme veda edip bahçeye çıktık. Ayağındaki klasik ayakkabının birkaç santim topuğu var. Neredeyse boyu bana geliyor. Dışarı çıkınca etrafa bakındım ama babamı göremedim. Babamla gitmeyecek miyiz biz?

-Berdan amcaya söyledim, benim arabayla gideceğiz.

Kafamı salladım ve arabasına doğru ilerdim. Kapıyı açıp koltuğa yerleşince annemle konuştuklarımız aklıma geldi. Bu günkü silahlı saldırıda anladım ki gerçekten Elmira’ya duyduğum şey değerden çok ötede. Yolda sessizce ilerledik. Elmira’da oldukça dalgın görünüyor. Sessizliği bozmak için ilk ben konuştum.

-Elmira insanlar sevgili olduğumuzu sanıyor, haliyle bununla ilgili çok yorum gelecek.

Bana bir bakış attı ve tekrar yola odaklandı. Kafasını salladı.

-Bak seni rahatsız ediyorsa…

-Hayır, inan beni rahatsız etmiyor. Çünkü ben senden eminim.

Bana içten bir gülümseme atınca bende gülümsedim. Ne demek istedi ben senden eminim derken? Aferin Elmira, zaten kuş kadar kafa kaldı, onu da sen bulandır. Radyoya uzandı ve rastgele bir müzik kanalı açtı.

 Davetin yapılacağı yere yaklaştığımızı fark edince hızımı düşürüp, dönmem gereken yönü kestirmeye çalıştım. Kavşaktan sola dönünce binanın ihtişamından direk tanıdım. Otoparka gelince arabadan indik ve Elmira anahtarı valeye teslim etti. Salonun önünde her zaman ki gibi gazeteciler doluşmuşlar. Elmira koluma girdi. Yüzüne baktığımda sorun yok dercesine gülümsedi. Gazetecinin teki önümüze atladı.

-Sarp bey bir poz alabilir miyim?

Kafamı sallayınca Elmira geri çekilmeye yeltendi ama belini sıkıca kavradım. Zoraki bir şekilde gülümseyerek kameraya poz verdi. Birkaç samimi(!) poz verdik.

-Tamam arkadaşlar, bu kadarı yeterli. Müsaade edin de girelim.

Geri çekildiler ve biz de içeri girdik. İçeriye girince direk etrafı taradım ve babamla gözlerimiz buluştu. Babam bize doğru ilerledi. Yüzünde şaşkın bir ifade var.

-Sabahtan beri aldığım tebriklerin sayısını unuttum.

Elmira’yla birbirimize baktık. Babam ne diyor?

-Anlamadım?

Yanımıza babam yaşlarında bir insan geldi ve babamın dediği gibi babamı tebrik etti, ardından beni. Pardon bizi demek istedim. Elmira’yla da tanışıp onu da tebrik etti. Biz halen birbirimize bakarken babam telefonundan Twitter’a girdi. Merakla babamı izlerken bize gösterdiği paylaşımla şok olduk.

-Sarp?

Elmira’ya baktığımda inanılmaz bir şaşkınlık vardı yüzünde aynı durumdaydık. “Sevgilim Elmira ile evlenme kararı almış durumdayım. Çok mutluyum.” şeklinde bir mesaj yayınlamış görünüyorum ama yaklaşık 2-3 aydır Twitter’a girdiğim yok.

-Bilmiyorum, ben yayınlamadım bunu.

Hemen telefonumu çıkardım ama Twitter’a giremiyorum. Şifre nasıl yanlış olur? Halledemeyince sinirlendim ve telefonu cebime koyup alnımı ovdum. Bu neydi şimdi?

-Merak etme Elmira, sakin ol halledeceğim.

Elmira yüzüme baktı ve komik bir şey varmış gibi güldü.

-Ben sakinim Sarp, asıl sen sakin ol.

Babam da güldü ve sonra görüşürüz diyerek yanımdan ayrıldı. Elmira’yla içeceklerin olduğu yere doğru ilerledik. Bunu kim yapmış olabilir? Böyle bir asparagas haberden nasıl bir çıkarı olabilir?

-Elmira, şimdilik kararımız gerçek gibi devam edelim, ortalık durulunca anlaşamadık gibisinden açıklarız.

Elmira bir süre yüzümü inceledi ve olumlu bir şekilde başını salladı. Masadan bir kırmızı şarap aldım. Elmira gözleriyle etrafı taramıştı. Burada bir sürü şarap, viski ve şampanya çeşidi var. Görünen o ki ona göre bir şeyler yok. Garsona seslendi ve durdurdu.

-Alkolsüz içeceğiniz yok mu?

Garson bir bana baktı, birde Elmira’ya.

-Alkolsüz içeceklerimiz diğer masada. Ne arzu etmiştiniz?

-Lütfen varsa soda.

Garson yanımızdan uzaklaşırken, bize doğru gelen Serhat’ı gördüm. Her zaman ki gibi ceket giymemiş ve kravat takmamış. Serhat ikimizle de tokalaştı.

-Serhat, benim profilimdeki Tweet’ten haberin olabilir mi?

Serhat balık gibi yüzüme baktı. Kaşlarını çattı ve omuz silkti.

-Ben ne biliyim senin profilini?

Tam parmağımı kaldırıp Serhat’a sallayıp tehdit edecektim ki, birden arkamdan birisi sarıldı. Fakat yuvarlak bir şey değiyordu sanki. Serhat işini sonraya bıraktım. Arkamı dönünce bir baktım ki Irmak.

-Irmak napıyorsun sen burada?

Kahkaha attı ve bana sıkıca sarıldı.

-Abilerime sürpriz yapayım dedim. Ne o, beni gördüğüne sevinmedin her halde.

Sarılışına karşılık verdim fakat bizi engelleyen bir şey var. Geriye doğru çekilip bakınca göbeğinin olduğunu gördüm. Pekala asıl soru göbek mi?

 -Çok sevindim de bu ne hal kızım, dombili olmuşsun.

Üzerinde toz pembe tonlarında göbek kısmı bol ve pileli bir uzun elbise vardı. Suratını düşürdü ve elini göbeğinin üstüne koydu.

-Kızım, Sarp dayın ne diyor ya? Bize dombili dedi.

Gülümsedim ve tekrar sarıldım ve saçına ufak bir öpücük kondurdum. Vay canına be, bizim cadaloz Irmak anne oluyor. Hiç inanasım gelmiyor. Elmira hafif bir tebessümle bizi izliyor. Serhat bezmiş bir biçimde baktı.

-Sarp birkaç gün alabilirsin Irmak’ı.

Irmak omuz silkti ve Elmira ile göz göze geldi. Irmak birden gözlerini büyüttü ve Elmira’ya bir adım attı.

-Hey maşallah boya bak ya. Sen Elmirasın değil mi? Ben Irmak, Serhat’ın kardeşiyim.

Elmira’ya elini uzattı ve Elmira elini verince sıcak bir şekilde Elmira’ya sarıldı. Elmira bir an şaşırdı gibi ama çabuk toparladı ve sarılışına karşılık verdi. Serhat mırıldandı.

-Elmira yandı.

Irmağa bakıp kahkaha attım. Harbi yandı Irmak’ın çenesi bir açılırsa tamam, daha kurtuluş yok. Birde soru bombardımanı var tabi. Irmak ayrılınca Elmira’nın koluna girdi ve bana el salladı.

-Hadi canım, bay bay. Ben biraz görümcelik yapayım.

Elmira’yı kolundan çekiştirerek bir şey anlatarak götürdü. Bizde Serhat ile dudaklarımızda hafif bir tebessümle arkalarından bakıyoruz. Irmak bir zamanlar hayatımızın neşesiydi, evlenince hayatımızdan bir şeyler eksildi sanki. Her zaman; çatlak, vurdumduymaz, her şeyi dalgaya alan biri olmuştur.

Annesi öldüğü zaman dört beş yaşlarındaydı. Çocuk olduğu için hiçbir şeyin farkında değildi. Irmağı teyzesi almıştı yanına. Okula başlayınca babasının yanına dönmek istedi. Gündüzleri bizdelerdi akşam babası gelince alırdı Serhat ve Irmak’ı giderdi. Bazen bizde kalırlardı. Annem ev hanımı olduğu için sürekli evdeydi ve bizimle ilgilenebiliyordu. Annem ikisini de benden ayırmadı üçümüzde kardeş gibi büyüdük fakat Irmak çoğu zaman teyzesinde kalırdı.

-Hey, nereye daldın böyle.

Serhat’ın seslenmesiyle kendime geldim. Ne kadar süredir düşünüyorum bilmiyorum. Gülerek birbirleriyle konuşan Elmira ve Irmak’a baktım.

-Irmak anne oluyor farkında mısın?

Serhat suratıma baktı ve sonra kızlara çevirdi bakışlarını. Derince bir iç çekti.

-Farkındayım. Benim küçük cadalozum anne olacak.

Elimi omzuna koydum ve destek verircesine sıktım. Onların korkusunu hissedebiliyorum. Çünkü biz kardeştik. Doğacak olan bebeğin annesiz kalmasından korkuyorlar. Irmak bir keresinde ” Ben asla çocuk yapmayacağım. Eğer ben ölürsem bebeğim annesiz büyür.” Bizi fazla derinden etkilemişti bu 8 yaşındaki kız çocuğu. Görüş alanıma Emre Acar girince dişlerimi sıktım.

-Sarp, sakin ol.

Ben zaten sakinim diye mırıldandım fakat hiçte sakin değilim. Bana doğru geldi ve elini uzattı. Eline bir süre baktım ve ben tutmayınca eli havada kaldı. Hiç bozuntuya vermeden elini saçlarının arasından geçirdi.

-SS’leri tekrar bir arada görmek ne kadarda güzel!

Serhat gevşekçe gülümsedi ve Emre’ye bir adım attı elini omzuna koydu.

-Köpeklerin davete alındığını görmekte çok güzel. Hayvan haklarında gelişme var demek.

-Serhat köpeklere hakaret ediyorsun.

Morarsa da belli etmeyecek kadar vurdumduymaz ve yüzsüzdü. Elini Serhat’ın elinin üzerine koydu ve omzundan attı.

-Çocuk gibi laf sokmayı bırakmayacaksınız değil mi?

Emre Acar’ın babası Fatih Acar gayet mülayim, iyi bir insandır ama oğulları tam bir şerefsizdi. Sinirlerime hakim alarak o can alıcı soruyu sorabildim.

-Sen miydin, abiciğin mi?

Bu sorumla birbirlerini bakışlarıyla öldürmeyi bırakıp bana döndüler. Serhat bir adım geri çekildi. Emre yönünü bana çevirdi.

-Anlamadım.

Yüzüme meraklı bir şekilde baktı. Düşmanım çoktu fakat aklıma ilk Acar’lar geliyor.

-Bana anlamazlıktan gelme. Bugün yapılan saldırının arkasında senin olduğunu tahmin edebiliyorum.

Tek kaşını kaldırdı ve kadehini kaldırdı.

-Bunu yapan ben olmak isterdim ama üzgünüm değilim. Saldırı şerefine. Şimdi gitmeliyim, sohbetinize doyum olmuyor.

Üzerine atılırken Serhat’ın kolumdan kavramasıyla Emre hızlı adımlarla uzaklaştı.

-Bir gün suratını dağıtacağım.

Omuz silktim ve ortak iş yaptığımız bir hastanenin sahibi yanımıza geldi ve diğerleri gibi tebrik etti.

-Sarp çok sevindim senin adına. Ben babana demiştim ama illa Sarp’ın gönlünü alacak bir kız bulunur diye.

Zoraki bir şekilde gülümsedim ve kısaca heheleyerek gönderdim. Adam gidince Serhat’a döndüm.

-Bana bak lan, bu haltı sen mi yedin?

Ellerini kaldırdı ve yüzünü masumca bakmaya çalışan tilkiler gibi göründü. Bir tilkiden ne kadar masum olmasını bekleyebilirsin ki?

-Dostum inan bana haberim yok. Bende heyecan yapmıştım evleneceksiniz diye.

İşte yakaladım. Ben ona Tweet’in ne olduğunu söylememiştim. Koluna girdim ve kemiğini kırabilecek kadar güçlü bir şekilde kolunu, kolumun arasına sıkıştırdım. Hafif bir inleme kaçtı ağzından ama göze batmamak için sırıttı. Ben bunu kenara doğru çekiştirmeye başladım.

-Kardeşim ben seni çok özlemişim, gel seninle biraz hasret giderelim.

Ben onu salonun dışına doğru sürükledim. Tam çıkıyorduk ki Irmak’ın adımı seslenmesiyle arkamı döndüm. Elmira’nın eli Irmağın karnındaydı ve daha önce hiç görmediğim bir yüz ifadesi vardı. Serhat’ın kolundan çıkıp kızların yanına gittim.

-Ne oldu?

Elmira yüzüme baktı ve heyecanla elimden tutup Irmak’ın karnına koydu.

-Sarp baksana hareket ediyor. Hissediyor musun? Bu inanılmaz bir şey.

Elimin altında minik minik darbeler hissediyorum. Elmira ufak bir çocuğa bayram hediyesi verirsin ya, aynen öyle bir heyecan vardı. Eli hala elimdeydi. Resmen kendinden geçti. Bu bebeğin tekmeleriydi sanırım. Gerçekten çok değişik bir his, çokta hoş. Bir tekme daha gelince gülümsemem daha da genişledi. 

-Aferin kızıma, bak fark etti senin geldiğini. Dombili diyeni unutmaz benim kızım.

Elmira’ya baktım ve gözlerindeki o heyecan pırıltılarını gördüm. Acaba Elmira’dan nasıl bir anne olur? Sözünü ikiletmeyen, otoriter sahibi mi; çocuklarını asla kıramayıp şımartan yumuşak bir anne mi? Birinci seçenek daha doğal geliyor. Belki de değişirdi bilemiyordum ama bence Elmira’ya annelik iyi gelebilir. Eminim ki Elmira’ya annelik yakışırdı.

-Serhat da iş yok, beklentiler sizde. Benim kızıma bir kardeş yaparsınız.

Serhat aniden tepkisini ortaya koydu.

-Kızım senin dilin bana değmeden duramıyor mu? Sarp hayırlı olsun top sizde.

Elmira birden ellerimize baktı ve aniden elini çekti. Irmakla Serhat didişirken, sadece benim duyabileceğim bir şekilde fısıldadı.

-Affedersin fazla heyecan yaptım.

Bende elimi yavaşça çektim ve gülümsedim.

-Önemli değil. Irmak isim seçtiniz mi?

Kavga etmeyi bıraktılar ve kafaları bana döndü. Irmak tek eliyle karnını okşadı ve gülümsedi.

-Işıl koyacağım.

Üzülmüştüm, sahi kaç yıl oldu Işıl teyze öleli? 20 yıl olmuştur her halde. Hayal mayalde olsa

hatırlıyorum Işıl teyzeyi, bir kere Serhat’ın doğum gününde bize kostüm almıştı. Ben Robin Hood olurken, Serhat Zorro olmuştu. Irmak “Kedi Kız olacağım” diye tutturmuştu, öyle bir karakter var mıydı hatırlamıyorum bile. Kedi Kadın olsa gerek. Bütün gün sözde kahramanlık yapmıştık.  Tabi sonunda Irmak oyuncak kırbacıyla Serhat’a girişmişti… Güzel günlerdi, dünyayı toz pembe olarak gördüğümüz zamanlardı. Serhat kardeşine sarıldı.

-Annem seninle gurur duyardı.

Irmak ta abisine karşılık vererek sarıldı. Gerçekten çok zor, Allah yardımcıları olsun. Biraz ortamı neşelendirmek amacıyla konuştum.

-Cadı, anneme uğramayı ihmal etme. Hatta gel bu gece bizde kalın.

-Sarp çok isterdim de bu gece babamda kalalım yarın geliriz işiniz yoksa. Hem yarın Uğur’un işi de biter buraya gelir.

Uğur damat beyimiz oluyor. Bende nerelerde bu adam diyorum. Etrafa bakınınca büyüklerin kendi aralarında konuştuklarını gördüm. Bizi ilgilendiren bir şey olsaydı kesinlikle masaya davet edilirdik.

-Pekala yarın kesin bekliyoruz. Şükrü amcayı da getirin. Bize müsaade biz kaçalım işimiz var.

Elmira ne işi der gibi kaşlarını çatarak suratıma baktı. Diğerleri de anlamamıştı. Anlamamaları daha iyiydi çünkü Elmira’dan bir şans isteyeceğim…