Bölüm 18

Yola odaklandım. Şansa trafik yok, yol açık. Evin yoluna girince karşı kavşaktan bizimkileri gördüm. Kornaya basınca buraya baktılar. Telefonum çalınca bizimkilerin aradığını tahmin etmek zor olmadı. Telefonu açıp hoparlöre verdim.
-Nereye gittiniz?

Her zamanki meraklı Serhat.
-Sana ne?
-Çok bir yerimdeydi hani.
-Telefon hoparlördeydi Elmira seni duydu.

Kısa bir sessizlik olunca Elmira’yla gülmemek için kendimizi zor tuttuk. O salak Elmira’dan ciddi anlamda tırsıyor.
-Pardon yenge.

Yenge dediğinde gülümsememiz soldu. Boğazımı temizledim ve Serhat’a görüşürüz deyip kapattım.
-Elmira sen Serhat’a bakma. O biraz patavatsızdır. Üzgünüm.
-Anlıyorum, sorun değil.

Elmira rahatça, güven verici bir ifadeyle gülümsedi. Biz üçümüzde bir birimizden o kadar farklıydık ki. Bir yapbozun parçaları gibiyiz. Serhat her zaman neşeli, meraklı ve bir o kadar patavatsızdır. Mustafa hep ağır başlı, sakin birisi olmuştur. Bizden küçük olmasına rağmen abimiz gibi davranır. Ben ise ikisinin ortasındayım. Genelde yerine göre davranır hareket ederim. Bu dengeyi değişkenliğim bozuyor. Saatim saatime uymaz.

Tam direksiyonu kırıp bahçeye girecektim ki, Serhat hızla önüme geçti ve direksiyonu önüme kırıp benden önce girdi. Geçerken bana öpücük atmayı da ihmal etmedi.
Kafamı sağa sola sallayıp “umutsuz vaka” diye mırıldanınca Elmira hoş bir kahkaha koydu. Elmira’nın kahkahasını cidden seviyorum. Şu ortalarda dolanan tikiler gibi yapmacık ya da birilerini etkilemek için fare gibi cırlamıyor. Tamamen içten, gürültülü ve doğal.
Arabayı bahçeye bırakıp dışarı çıktım. Serhat’ı görünce yanına gidip elimi omzuna koydum ve düz bir surat ifadesi takınınca yüzü düştü. Sorar ifadeyle bana baktı.
-Serhat’ım tercihlerimiz farklı.

Ardından gülünce koluma bir tane vurdu. “Şeker çocuk seni” diyerek yanağından makas alınca bir küfür savurdu. Arkamı dönünce Elmira ve Mustafa’nın sırıtarak bizi izlediğini gördüm. Elmira’yla gözlerimiz buluşunca göz kırptım ve eve doğru yürürken Serhat arkamdan bağırdı.
-İyi geceler kardo.

Görmese bile gözlerimi devirdim. Arada kıroluğu tutuyor böyle. Arkamı döndüm.
-Nereye?

Arabasına atladı ve camı açıp içinden bağırdı.
-Oğlum, gece daha yeni başlıyor. Hayranlarım beni bekler.

Kafamı sağa sola doğru salladım. Artık hiç biri bana çekici gelmiyor. Üçümüz eve doğru gittik. Kapı açılınca içerden sesler geliyor. Gülme mi ağlama mı çözemedim. Hızlı adımlarla salona yürüdüm ve annemin kıpkırmızı suratıyla karşılaştım.
-Anne. Ağlıyor musun?

Kafasını olumsuz salladı. Durdu ve derin bir nefes aldı. Yanına gidip oturdum ve yüzünü incelemeye başladım. Ağladığına dair hiç bir iz yok. Eliyle işaret ettiği yere bakınca Bakır’ın burnunun ve çenesinin simsiyah boyandığını, mavi ipliğe dolaşmış olduğunu gördüm. Ayrıca halı ve parkelerde siyah pati izleri var. Gerçekten komik görünüyor. Çırpındı ve sonrasında bir miyavlamayla resmen yardım istedi. Hepimiz güldük bu görüntüye, Elmira hariç. Elmira hemen gidip Bakır’ı aldı kucağına ama ipe dolaştığı için ciyakladı.
-Ben çok üzgünüm, hemen yarın götürüyorum.

Annemden beklediğim en son şeyi söyledi.
-Hayır, hayır. Bütün gün gülmekten öldürdü beni. Çok tatlı bir şey bu.

Elmira’nın yanına oturdum ve Bakır’ı çözmesine yardımcı olmaya çalıştım ama her ipin ucunda ciyaklıyor.
-Gerçekten götürmeliyim, Bakır çok yaramaz. İki günde evi mahveder.

Annem ayağa kalktı ve geniş komodine yönelip çekmecesini kurcaladı. Elinde bir makasla yanımıza geldi.
-Aman yavrum, bir şey olmaz kırıp döksün. Toplanır, ama ben bu neşeyi hiç bir yerde bulamam. Ayrıca ben Bakır’a bir sürü alışveriş yaptım boşa mı gitsin? Hem yarın barınağa gidip Bakır’a arkadaş alacağız. Demi bebeğim, sana kardeş alacağız.

Anneme inanamayan gözlerle baktım. Kediye dolanan ipleri teker teker kesiyor. Annem gidip kediye alışveriş yapmış, artı yarın ona arkadaş alacak. Şaşılacak durum. Elmira bir an durgunlaştı.
-Beni çok mahçup ediyorsunuz. Yakın koruma olarak sadece görevimi yapıyorum ama ben buraya resmen yerleştim.

Annem kaşlarını çattı ve Elmira’ya kızdı.
-Sus be, çok gereksiz konuşuyorsun. Beni tontişimden ayıramazsınız.

Kediyi Elmira’nın kucağından alıp göğüsüne koydu. Vay canına bu kadar sever miydi annem kedileri? Gerçi Bakır sıpası sevilmeyecek gibi değil ki! Bize doğru baktı annem.
-Gelin size Bakır’ın evini göstereyim. Hadi hadi, kaldırın kıçınızı.

Elmiraya baktım ve hadi diye başımı salladım. O da kalktı ve annemi takip etmeye başladık. Evin verandasında eflatun bir köpek kulübesi gördük.
-Ama anne bu köpek kulübesi, kedi ol…(Bakışları yüzünden u dönüşü yapmak zorunda kaldım.) o-olur yani neden olmasın.
-Kadı kaymakam yanlış mı yazacak sanki. Ne yapayım hayvana eş alınca büyük yere ihtiyacı olacak.

Susmayı tercih ettim. Tavanı bordo renge boyanmış. Kapısı tasma sistemiyle çalışıyor. Çünkü Bakır kapıya yaklaşınca kapı kendiliğinden açıldı. Bordo çatısının yanındaki demir kulpu çevirdi ve yukarı kaldırdı. İçine sarı bir minder, bir tane oyuncak fare, kulübenin kenarında iki tane kare şeklinde delik var. Birisinde kuru mama, birinde su var. Bakır yerine yayıldı ve kırmızı oyuncak faresini kemirmeye başladı. Bizde onu rahat bırakmak için içeri geçtik. Elmira izin isteyerek odasına çekildi ve annemle baş başa kaldık. Annemde çok tuhaf bir şeyler var bu aralar. Ama kötü anlamda değil, iyi anlamda. Sanki huzurlu gibiydi.
-Ee anne, ne var ne yok?

Annem koltuğun kenarına oturdu ve yanına gidip uzandım. Kafamı dizlerine koydum ve yüzüne baktım.
-Ne olsun oğlum, aynı. Bu kediyi çok sevdim ben. Bir kedinin bu derece yalnızlığımı gidereceğini bilmiyordum. Babanla uğraştı iki saat biliyor musun?

Annemin gözlerinden neşe pırıltıları saçılıyor. Elimi uzatsam bir kaçını yakalarım. Bir hm sesi çıkardım sadece. Annemin kediye bayıldığı ortada.
-Ne yaptı Bakır?

Ellerini saçlarıma daldırdı ve ufaktan kaşımaya başladı. Gevşekçe gülümsedim, çocukluğumdan beri kafamın kaşınmasından hoşlanırım.
-Baban birisiyle yazışıyordu, eli sürekli farenin ve klavyenin üzerinde hareket ettiği için dikkatini çekti hayvancağızın, birden babanın eline atlayıverdi ve adama dil çıkaran bir şey var ya (msn dil çıkarma animasyonu) ondan gönderdi. Adam Berdan’a “İyi misin?” yazdı. Ben gülmekten öldüm.
Anneme kafamı kaldırıp merak içinde baktım.
-Peki babam ne yaptı? Kızmadı mı?

Kafasını yukarı doğru bir kere çekti.
-Yok yavrum ne diye kızsın. Sonuçta hayvan bu, hemde bebiş daha. Hayırlı bir evladımız yokki bize bir torun versin.

Doğruldum ve anneme ters ters baktım. Bu laf gerçekten dokundu.
-O hayırsız evladının çocuk hayalleri kurduğu kadın başkalarının altındaydı.

Ayağa kalkıp gidecekken annem elimden tutunca ifadesizce yüzüne baktım.
-Oğlum bir kişi yüzünden herkesi aynı kefeye koyamazsın. Hem Elmira öyle bir kız değil. Ben zaten o kızı tanı…

Elimi çektim ve sözünü keserek merdivenlere ilerledim.
-Biz Elmira ile sadece arkadaşız. Yanlış fikirlere kapılıp kızı zan altında bırakmak lütfen. İyi geceler anne.

Yaklaşık 24 yaşımdan beri bu baskıyı çekiyorum. Askerden gelir gelmez başladılar. Askerliğimi yaptım. Bedelli falan değil, namusumla şerefimle yerine getirdim. Bir askerlik bir adamın haysiyeti, onurudur. Zaten ben istesem babam istemez. Biraz eski kafa olabiliriz ama benim için bazı şeyler çok önemli. Kuzenimin babası, babama bas parayı bir iki haftada bitirsin dedi ama babamın cevabı çok netti. Askerlik yapmayan adamdan adam olmaz! O disiplini görüp yaşamazsa tam erkek sayılmaz. İyiki de yaptırmış. Zor günler olsa da güzel ve eğlenceli olmuştu. Gerçi ülkenin şu an ki durumuna bakarsak şimdi olsa yapmazmazdım.  Yatağıma yattım ve askerdeki anılarımı düşünürken uyuyakalmışım.

Uyanınca çok susadığımı farkettim. Her zaman yatağımın yanında olan cam şişeyi elimle yoklayıp buldum ama içinde su yok. Küfür savurarak kalktım ve kapıyı açıp koridora çıktım. Elmira’nın odasının önünden geçerken iç çekiş sesleri duydum. Tam içeri girecekken annemin sesiyle durakladım. “Güzel kızım bunların hiç biri senin suçun değil. Hepsi Huriye ve Kemal şerefsizlerinin suçu. Unutma bak sende benim kızımsın. Oktayı çok iyi tanırdık biz. Aynı babana çekmişsin, onun gibi başın dik, alnın açık. Geçmişi unutmalı ve önüne bakmalısın.”

Annem bile Elmira’nın geçmişini biliyor ama ben hiç bir şey bilmiyorum.

Kenara çekildim ve konuşmanın devamını duymak için bekledim. Bu yaptığım hiç doğru değildi biliyorum. Elmira konuştu bu sefer, “Biliyorum Semra teyze, ama elimde değil. Kendimi hiç bir zaman işe yarar hissedemiyorum. Uykularımda bile peşimi bırakmıyor geçmişte yaşadıklarım. Asla eskisi gibi olamadım. Allah’tan korkmasam şu ana kadar bir çoktan intihar etmiştim.”

İlk fırsatta soracağım Elmira’ya. Sadece üvey baba dayağı olamaz. Peki bizimkiler babasını nerden tanıyor? Bunu annemden öğrenbilirim. Annem dehşet içinde bir ses tonuyla konuştu. “Tövbe de yavrum. Allah korusun. Bak biz Sarp’ı yıllardır adam etmeye çalışıyoruz, ama bir türlü beceremedik. Sen iki ayda adam ettin. Hakkını ne biz ödeyebiliriz, ne de bizim hovarda oğlan.”

Elmira hafifçe kıkırdadı. “Estağfurullah Semra teyze, o nasıl laf? Sarp çok iyi birisi aslında ama içinde bir şeyler çok kırılmış. O kadın çok üzmüş onu.” Aferin Elmira, savun beni. Ben içimden bu şekilde kendimi savunurken Elmira devam etti.

“İtiraf etmek gerekirse buraya geldiğimden beri yeniden doğmuş gibiyim. Sarp’ın rolüde önemli ölçüde var bunda. Yıllardır aile olmak nasıl bir şey unutmuşum. Siz bana sanki kendi kızınızmış gibi davrandınız. Aile sıcaklığınızı benimle paylaştınız. Hayatım boyunca bunu unutamam. Elbet bir gün bunu size geri ödeyeceğim.”

Hafifçe kafamı ileri uzattım ve Elmira’yla annemi yatakta sırt üstü uzanmış konuşurken gördüm. Annem Elmira’nın elini tutmuş ve karnına koymuş. “Hele bir bizi unut kafanı kırarım senin! Ayrıca seni göndereceğimi de nerden çıkardın?”

Şaka gibi, hani meraklı komşular olur ya. Geleni gideni izleyip dinlerler, aynı onlara döndüm. Yaptığımdan utandım ve mutfağa doğru yol aldım. Hadi be anne! Kim tutar seni, sakın Elmira’yı gönderme kalsın bizde. Elmira olmazsa sanki benim içimdede bir boşluk olacakmış gibi geliyor. Sanki hayatım boyunca Elmira benim yanımdaymış gibi hissediyordum. Halbuki daha yeni tanıştık. Mutfağa indim ve suyumu içip yukarı çıktım tekrar. Kolumdaki saate bakınca saatin 4 olduğunu gördüm. Kadın milleti değil mi abi? Ne çene var mübarek. Hala bir şeyler konuşuyorlar. Valla uyku daha ağır basıyordu. Odama girdim ve soyundum. Altımda şortumla yatağa yattım.

Birisi beni çekeleyip duruyor. Bir defolup gitsin! Dur Megan, bekle lütfen! Henüz ön sevişme yaptık seninle. Megan Fox bana öpücük atarak, karanlığa çekilip kayboldu. Bende beni yataktan çekerek düşüren Elmira’ya baktım.

-Derdin ne senin? Ben daha Meganı yatağa atacaktım.

Bana gözlerini devirdi. Acaba tekrar yatsam devamını görür müyüm?
-Hadi, kaldır kıçını. Seni bekliyoruz kahvaltıya.

Hala düştüğüm yerde yatıyordum. Gözlerimi açtım ve saate baktım saat daha sabahın sekizi.
-Daha çok erken.

Düştüğüm yerden doğruldum ve yatağıma geri yattım. Yastığımın adını Megan koydum! Yastığıma sarıldım ve Meganı beklemeye başladım, ama gelen tek şey kollarımın Elmira tarafından çekilmesi. Sırt üstü döndüm ve tek gözümü açarak Elmira’ya baktım.

-Yanıma yatabilirsin, yeterince büyük.

Ofladı ve sesi kesildi. Bende tekrar gözlerimi kapattım. Bir kaç tuş sesi geldi, birini arıyor sanırım. Birden kamera sesi duyunca irkilerek gözlerimi açtım.
-Eğer şimdi kalkmazsan, bu fotoğrafı internete atarım. Herkes Sylvesterlı iç çamaşırını görür ve alay konusu olursun.

Direk ayağa dikildim. Parmağımı havaya kaldırıp tehditkarca ona doğru salladım.
-Eğer böyle bir şey yaparsan seni öldürürüm.

Omuz silkti ve beni takmadan gitti.
-Acele et, akşama kadar seni bekleyemeyiz.

Kapıyı kapattıktan sonra yatağa yattım ve yastığıma bir yumruk geçirdim.
-Ah pardon Megancığım, akşama devam ederiz olur mu? Ne yapıyorum lan ben?

Yastığı kenra attım ve kendime geldim. Yataktan istemeye istemeye kalktım ve kısa bir duş aldım. Altıma eşofman geçirip indim aşağı. Hava çok sıcak zaten, üzerime bir şey giyme gereksinimi duymadım. Annem varken klima da açamıyoruz. Annemin bu klimalara olan düşmanlığı bir gün bitecek mi merak ediyorum? Evimizin etrafı ağaçlık olduğundan kapıları açınca güzel sirkülasyon oluyor ama bazı sıcaklar cidden dayanılmaz dereceye geliyor. Anca o zaman biraz açabiliyoruz. Ya da misafirimiz olduğunda.

Merdivenlerden aşağı indim ve bizimkilerin masada oturmuş beni beklediklerini gördüm. Masaya geçip Elmira’nın karşısına annemin yanına oturdum. Annem bana bakınca gözlerini pörtletti. Yine ne yaptım?
-Git üstüne bir şey giy. Ne biçim geziyorsun sen kızın yanında?

Annem şaka yapıyor olmalı. Neden benim anne ve babam, o televizyondaki elit aileler gibi değil ki? Bizim aile bildiğin has Türk ailesi. Hoş bundan rahatsız değilim ama bazı konularda da azıcık serbest olsunlar.
-Aman anne! Sanki görmediği şey.

Annem dahada mümkün olabilirmiş gibi gözlerini pörtletti ve -ayağından ne ara çıkardığını anlamadığım- terliğini omzuma geçirdi.
-Kalk beni delirtme. Nasıl konuşuyorsun öyle? Yok görmediği şey miymiş, sanki seni her gün çıplak görüyor. Tövbe tövbe! Kalk hadi kalk. Günah, çıplak gezilen evde melek gelmezmiş.

Elmira’ya baktığımda gülmemek için dudaklarını ısırıyor. Ah be anne, Elmira’nın yanında beni hep rezil ediyorsun. Bir umut babama baktım ama babam ben karışmam dercesine ellerini iki yana kaldırdı. Yumruğumu masaya vurdum.
-Baba nerde bu otorite? Nerde bu devlet? Nerde erkeklik, böyle mi olur evin reisi? Hep annemin…

Kafama terliği vurmasıyla sözüm yarıda kaldı. Kendimi 27 değil sanki 6 yaşında yaramazlık yapmış çocuklar gibi hissediyorum. Kudurmuş bir şekilde masadan kalktım.
-Ya of ya, of. Sabah sabah deli ettiniz adamı. Bu evden bir kurtulayım kurban keseceğim, kurban!

Söylene söylene merdivenleri çıkıyordum ki annemin sesini duydum.
-O biraz zor! Gider helal süt emmiş bir kız bulur, evlenirsin anca öyle kurtulursun.

Merdivenlerden bir kaç adım daha indim kafamı aşağı uzattım.
-Ya annesinin sütü yetmeyipte, israil malı kutu süt içtiyse?

Annem terliği kaptığı gibi arkamdan fırlatıverdi. Ama tutturamadı.
-Eşşeğin sıpasına bak, dalga geçiyor. Küçükken çok sakindi bu, nazar mı değdi anlamadım ki. Hayır yani kurşunda döktürdüm, hocayada okuttum…

O kendi kendine söylenedursun. Bir ara “Demek ki hoca okuduklarını yanlış adrese göndermiş” diyecektim ama göze alamadım. Rasgele gri bir tişört geçirip aşağıya indim.
-Oldu mu anne? Boyun uzadı mı?

Gözlerimi devirip sandalyeye oturdum. Elmira kıkır kıkır gülüyor. Sinirimi cidden bozdu. Sabah ki olay aklıma gelince sinir kat sayım arttı. Sylvesterlı şort bana annemin hediyesiydi. Çocukken o kediye ölüyordum ve annem hatıra olarak almış. Aman ne hatıra! Her neyse düşünmemeliyim ki sinirlenmiyim. Kafamı kahvaltıma gömdüm. Krep hastası bir insan olarak şu anda gözüm başka bir şey görmüyor. Karamel sosunu aldım ve krebe boca ettim. Annemin beni dürtmesiyle iç geçirerek anneme döndüm.
-Oğlum şeker hastası olacaksın.
-Bir şey olmaz. Elmira ister misin?

Elmira olumlu bir şekilde kafasını sallayınca ayağa kalktım ve Elmira’nın tabağına doğru eğildim. Elmiranın krebine büyük bir dikkatle S harfi çizdim ve sırıttım. Elmira ise gülüp geçti. Çocukluğumuzdan kalan bir alışkanlık bu. Serhatla hep bir şeyler yazardık. Evet, eşşek kadar olsakta devam ediyoruz. Bir keresinde Serhat kadın çizmeye çalışmıştı ama “Oğlum nimet çarpılırsın!” dememle korkarak vazgeçmişti. Sanırım orta ikiye gidiyorduk o zaman. Hatırlayınca güldüm ve masadakiler bana baktı. Açıklama yapma gereği duydum.
-Serhat’la küçüklükte yaptığımız saçmalıklar geldi aklıma.

Annemle babam hafifçe gülümseyip kahvaltılarına geri döndüler. Elmiraya bakınca dalmış olduğunu gördüm. Masanın altından hafifçe bacağını dürtmemle irkildi ve gözlerini bana çevirdi.
-Bu gün katılmam gereken bir davet var. Parti gibi bir şey, gelecek misin? İş adamları olacak.

Elmira’dan cevap beklerken babam konuşunca kafalarımız ona döndü.
-Devranların verdiği daveti diyorsan, Acarlarda orda olacak o yüzden benimle geliyorsunuz.

Elmira kaşlarını çattı ve dikkatini babama verdi.
-Acar Holdingin sahipleri mi?

Babam kafasıyla onayladı. Elmira önüne dönüp yemeğini yemeye devam etti. Önümdeki krebe tekrar saçma sapan bir şey çizerek karamel döktüm. Ardından büyük bir dikkatle rulo yaptım ve dikkatlice yemeye başladım. Ben hariç herkes çatal bıçak kullanıyor. Aman boşver lan, önceden çatal bıçak mı vardı? Elmira bana bir bakış atıp hafifçe gülümsedi ve parça parça yemeye devam etti. Bir ara gözlerimiz buluşunca bana bir yeri işaret etti. Masayı mı, krebi mi yoksa batan ellerimi mi işaret etti anlamadım. Ne var anlamında kafamı salladım.
-Eşofmanına bir bak istersen.

O benim eşofmanımı nerden görüyor? Eşofmanıma bakınca bacağının karamel sosu olduğunu gördüm. Karameli ben mi yedim yoksa eşofmanıma mı yedirdim anlamadım. Annem kafamı tutup kendine çevirdi ve peçeteyle ağzımı sildi.
-Ah ya, kazık kadar oldun hala aynısın. Şuna bak kedi köpek yalasa doyar.

Elmiradan kıkırtı gelince iyice uyuz oldum.
-Anneciğim çişe giderken iki dakika sesleneyim mi?

Annem eşofmanımıda silmeye başladı.
-Gerekirse onu da yaparım. Anneyim ben anne. Sizide göreceğiz ilerde.

Gözlerimi devirdim ve Elmiraya baktım. Göz kırpıp yemeğine döndü. Annemde eşofmanımdaki sosun çıkmayacağını farkedince vazgeçip yemeğine döndü. Kapı sesi geldi ve bir birimize baktık. Neyse açarlar her halde. Bir kaç dakika ses gelmeyince herkes eski moduna döndü. Taki öküzün teki ağzıma atacağım son lokma krebimi elimden çekene kadar. Kafamı çevirdim ve tabiki Serhat.
-Akşam geliyorsun değil mi? Bağımlı mısın oğlum, bu çok tatlı.

Öküz diye homurdanmadan edemedim. Serhat krebimi çiğnerken bana hiç aldırış etmedi. Sanırım akşamdan kastı davetti. Süper zekalı peçetemide kullandı ve annemin yanına gidip yanağını öptü, aynı şeyi babamada yapınca babam güldü. Elmira’ya gidince sarıldı ve iki yandan öpüp benim yanıma yerleşti.
-Akşam geliyorum. Sen niye geldin?

Annem beni çimdikleyince ona baktım.
-Oğlum, bir öğrenemedin. Hiç niye geldin denir mi?

Omuz silktim ve çayımdan bir yudum aldım. Bana kız çocuğu gibi davranması hiç hoşuma gitmiyor ama yapacak bir şey yok.
-Oğlum sevdalı mısın nesin? Bu gün cuma ya.

Tabi ya cuma. Unutmuşum kafamı salladım. Elmira şok olmuş bir tipte bana bakıyor. Göz kırpıp ne var anlamında kafamı sallayınca beklediğim tepkiyi verdi. Önce babama baktı.
-Berdan amca senden özür dileyerek soruyorum bunu, umarım yanlış anlamazsın. (bana dönüp) Cumaya mı gidiyorsun?

Kafamı olumlu anlamda salladım ve tabağıma geri döndüm. Kaşları hayretle kalktı ve kahvaltısına geri döndü. Şaşırması normaldi. Bu ülkenin sözde %90’ı müslüman fakat ibadetlerden bir haberler. Tabi bende dört dörtlük değilim ama bir şeylerden başlamaya çalıştığım çok oldu. Bizim ailemiz her ne kadar elit ve sosyetik olsalarda bu tür şeylere çok dikkat ederler. Aşırı dindar değiller ama sıradanlar işte. Farkettimde en son bıraktığım hallerinden eser yok. Sanki daha huzurlu gibiler. Kadınları bıraktığım için olabilir mi? Heralde olabilir. Tam tamına 5 tane orta boy krep yedikten sonra doyduğumu hissettim. Babam yavaşça ayağa kalktı.
-Cuma vaktine kadar ne halt yerseniz yiyin. Sonrada şirkete geçin.

Sadece kafamı sallayarak onay verdim. Ayağa kalkıp sağa sola gerindim ve Serhat’ın sırtına vurdum.
-Akşam ki davette Acarlar olacakmış.

Kafasını salladı ve gözlerini devirerek bana baktı.
-Benim bildiğim davetlerde şeref yoksunlarına yer verilmez.

Anneme bakınca endişelendiğini farkettim. Acar holdingin sahibi Ünal Acar piçi en son beni zehirlemeye kalkmıştı fakat Mustafa son anda beni hastaneye yetiştirmişti.
-Oğlum gitmeseniz olmaz mı?

Anneme gidip sarıldım ve yanağını öptüm.
-Anne bir şey olmaz, hem o kadar insanın içinde cesaret edemezler.

Ardından Serhat girdi araya.
-Hem Semra anne, Elmira ve bende Sarp’la gidiyoruz. Merak etme sen. Değil mi Elmira?

Bütün gözler Elmiraya döndü. Elmira anneme gülümsedi ve masanın üzerinden elini tuttu.
-Rahat ol Semra teyze. Biz varken bir şey olmaz.

Uzunca bir teselli sonunda annemle Elmira bir odada bir şeyler konuşmak için çekildiler. Serhatla beraber şampiyonlar ligi hakkında lafladık.

Saat yaklaşınca evden çıkıp en ücradaki bir camiye gittik. Malum, gazeteciler bir yakalarsa saçma sapan yorum yaparlar. Sanki çok anormal bir şey yapıyoruz. Cidden çok zor böyle yaşamak. Cuma biter bitmez şirkete doğru yola çıktık. Bizim şirketimiz tıp teknolojileri üzerine. Röntgen makinaları, ultrason aletleri, mikroskop gibi aletlerin üretimi ve geliştirmesi üzerine kurulu bir şirket. Karaman Şirketinin en büyük rakibi Acar Holding. Holding babamın üç kuşak önceki ailesinin soyadını taşıyor. Hay soktuğumun trafiği! İstanbul’un trafiği insanı kanser edebilecek kapasitede. İki saatte bir gıdım yol alamadık. İyi ki arabayı Serhat’a kullandırdım yoksa çoktan sinirlenip bir yere geçirmiştim.
-Siz ne zaman evleneceksiniz?

Kafamı Serhata çevirip, deyim yerinde balık gibi bakmaya başladım. Kim evleniyor?
-Kim?

Gözlerini devirip radyo kanalını değiştirdi.
-Elmira ve sen.
-Kiminle?

Dişlerini sıktı ve bana sinirlendiğini belirten bir bakış attı.
-Ebenle. Kiminle olacak siz ne zaman evleneceksiniz? Hani zaman geçmeden bir amca olmak istiyorum.

Oflamayla yetindim. Bunun hayal gücü çok geniş. Ben daha Elmira’ya sevdiğimi bile söyleyemi… Ah hayır! Ben Elmira’yı sevmiyorum. Sadece hoşlanıyorum ve değer veriyorum. Sanırım.
-Bu sessizliği evet olarak kabul ediyorum.

Tüm cesaretimi topladım ve Serhat’a bakıp açılmaya hazırlandım.
-Serhat ben emin değilim. Kafam çok karışık. Baharda böyle değildi. Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi bilmiyorum.

Anlamadığını belirtir gibi kaşlarını çatarak yüzüme baktı. Bense başımın yanından iki elimle koltuğun başlığını kavramıştım.
-Dostum ben bu işlerden anlamam. Ama anlayan birini tanıyorum.

Serhata korktuğumu belli eden bakışlar attım ve ellerimi koltuğun başından çekerek göğsümde birleştirdim.
-Sakin ol. Akşam görürsün.

Göz kırparak önüne döndü ve yola sabitlenerek devam etti. Sonrasında bir konuşma olmadı zaten…
Of, imanım gevredi anasını satayım ya. Ne güzel renksiz kullanıyorlar işte. Ne gerek var masrafa? Bebeğin kime benzediğine mi bakacaklar? Şirketin yolunu bilir miymiş mişim. Sana ne lan yalaka? O keltoş var ya…
-O keltoş yok muu, o keltoş. Yine öptürmedii dudaktan.

Tam tamına iki saat kırk dakika toplantıya girince kafa yapıyor. Serhat bunu duyunca gülme krizine girdi. Rafta duran bibloyu incelemeyi bıraktı ve karşıma oturdu.
-Allah belanı vermesin Sarp. İstersen diyeyim Mehmet’e versin sana dudaktan.

Önümdeki dosyayı kafasına fırlattım ve ayaklarımı masanın üzerine koyup çaprazladım. Hey Allahım, hala gülüyor. Kapı bir anda açılınca babam geldi sanarak panikle ayaklarımı indirdim. Bir baktım ki gelen Elmira.
-Elmira gel, gel.

Serhata baktım ve ne diyeceğini düşünmeye başladım. Gülünce daha demin ki dediğimi yumurtlayacağını anladım. Serhat’a gözlerimi devirerek telefonuma gelen mesaja bakmak için kilidini açtım. Elmira’nın ayak seslerini duydum.
-Bu bizim keltoşa asılıyor biliyor musun? Öptürmedi dudaktan diye triplerde.

Anında kafayı kaldırıp Serhat’a onu öldürmeyi dilediğimi anlatmaya çalışan bakışlarımı diktim ve masadaki kalemi fırlattım.
-Sarp baktın kızlarda iş yok, erkeklere mi geçtin?

Elmira’ya bakınca o alaycı bakışlarını ve gülümsemesini gönderiyor bana. Böyle çok tatlı durduğunun farkında mı acaba? Elmira ve tatlılık, olacak şey değil ama oluyor.
-Evet Elmira’cım. Hatta öyle ki Serhat’ı si…

Babamın öksürmesiyle kendime geldim ve ayağa kalktım. Eliyle işaret verince hepimiz tekrar oturduk.
-Saat 7 olmuş, neyi bekliyorsunuz ayıptır sorması?

7 mi? Hadi be. Hemen ayağa kalktık ve hızla odanın dışına doğru çıkmaya koyulduk.
-Tamam baba hemen çıkıyoruz.

Arkadan “Bu kalemin yerde ne işi var?” diye söylendiğini duydum ama gülüp geçtim. Şirketin koridorlarından tanıdıklara selam vererek geçiyorum. Serhat ve Elmira önden gidiyorlar. Elmira telefonuna bakarak şirketin karşındaki arabasına ilerlerliyor. Telefonuma baktım ve bir türlü okuyadığım mesajımı okumaya başladım. “Yanında ki güzele dikkat et. Bir kazaya kurban gidebilir.” Mesajı görür görmez Elmiraya baktım ve son sürat üzerine gelen arabayı farketmeden yürüdüğünü gördüm…

Bu seferki bölümü biraz uzun tuttum çünkü bir iki hafta oldukça meşgul olacağım. İyi okumalar.