Bölüm 17

SARP

-Elmira ile beraber büyüdük. Yaşadığı şeyleri, çektiği acıları aklın hayalin almaz. Acısını beraber paylaştık, o zamanlar çocuk olduğum için elimden bir şey gelmiyordu tabi.

Sözünü kestim. Yaslandığım koltuktan doğruldum ve dirseklerimi dizlerime koydum.
-Mert, Elmira ne yaşadı?

Sıkıntıyla iç geçirdi. Uzaklara dalmış gibi bir hali var. Olumsuzca kafasını salladı. Ah tamam ya hatırladım bu çocuğu! Blackwine da barmenlik yapıyordu. O barın kalitesi gittikçe düştüğü için uzun zamandır gitmedim.
-Bunu sana ben anlatamam. Bu doğru olmaz.

Merti de anlıyorum, normaldir. Anlıyorum diye mırıldandım. Sonuçta onun özeli.
-Elmira sana karşı hisleri var. Peki ya sen?

Kalp atışlarım birden hızlandı. Elmira’nın hisleri arkadaşçadır, muhtemelen Mert yanlış anladı.
-Ben sadece arkadaş olarak görüyorum sanırım. Yani emin olamıyorum. Elmira’nın beni sevmesi imkansız, iyi bir insan değilim. Endişelenmene gerek yok onun da hisleri arkadaşçadır umarım.

Bana ilk başta verdiği içkiyi içtim. Olabilir mi? Elmira’nın beni gerçekten sevme ihtimali var mı? Geçen gece söyledikleri geldi aklıma.
-Senin hakkında ki ön yargılarım için kusura bakma. Aslında iyi birisin.

Omuzlarım düştü ve umutsuzca başımı salladım. Medya her zaman yalan yanlış yazmayı çok sever. Yeter ki reyting alsın.
-O kaltaktan sonra bütün kadınlardan nefret ettim. Bir daha birini sevmeye cesaret edemedim.

Tabi bilmemesi gayet normal. Çünkü basına sızmadı. Serhat’la kavga sebebimizi de kimse bilmiyor. Olan şeyleri kısaca özetledim, adamın bana resmen bakış açısı değişti. Aklıma gelen soruyu yönelttim.
-Mavi gözlü, garip saçlı, kısa boylu bir kız geldi bara. Elmira onu görünce oldukça öfkelendi. Kimdi o?

Birden telaşla ayağa kalktı.
-Kahretsin, onu tamamen unuttum. Elmira onu gebertmeden engel olmalıyım.

Ayağa kalktı ve bende arkasından gittim. Koridorda hızla ilerliyorduk ki onları gördük. Elmira kızın saçlarını tutmuş. Bu manzaraya çok ta şaşırdığımı söyleyemem. Elmira kızın saçlarını bir anda bırakmasıyla saçlarını düzeltti. Kız bir şeyler söyledi ve bir anda bizi fark etti. Daha doğrusu beni, çünkü direk bana doğru geliyor. Önümde durdu elini uzattı.
-Ben Eylül.

Kaşlarımı çattım ve eline doğru baktım tam elini tutacaktım ki Mert bileğimi tuttu.
-Ucuz bir pislik için elini kirletmeye değmez.

Elmira geldi ve dibimde durdu. Yavrusunu korumak isteyen vahşi bir anne kediyi andırıyor bu hali.
-Mertciğim, içime boşalırken öyle demiyordun ama?

Kızın bu terbiyesizliğine oldukça şaşırdım. Tamam çok masum sayılmam ama babamın bir lafı vardır “İbadet de gizlidir, kabahat de” Tek kelime etmeden Elmira’ya baktım. Mert gitmek üzereyken geri döndü ve parmağının ucuyla Eylül’ün omzunu bir kez dürttü.
-Sen ve senin gibiler bunun için var.

Elmira kolumdan çekip içeri doğru sürükledi. Bara yöneldik. Ben hiç bir şey sormadım ama Elmira açıklama yapmıştı.
-Eylül benim teyzemin kızı.

Taburelere yerleşince Mert geldi ve ikimize birer kola verdi. Kendi de soda alıp yanımıza oturdu. Mert’in Elmira’ya yönelttiği soruyla bu kızın ne yaptığını daha da merak etmiştim.
-Bu kaltağın ne işi var burda?
-Sarp’ı sevgilim sanıyor aklı sıra intikam alacak.

Kararsız bir ifadeyle Elmira’ya baktım. Peki ya gerçekten sevgilim olsaydı? Ah sakin ol kalbim! Elmira ile sevgili olma düşüncesi içimi bir hoş etti. Ne oluyor bana?
-Sarp bu konuda sana yardımcı olabilir.

Elmira ile saf saf birbirimize baktık. Ben nasıl yardımcı olabilirim ki? Umarım benden o kızla çıkmamı istemez…
-Bakma öyle balık gibi. Eylül’ün kibrini biliyorsun, dünyanın üzerinde elde edemeyeceği erkek olmadığına inanıyor. Sarp dün ki çocuk değil neticede, düşmeyecektir ona.

Elmira yüzüme baktı ve kafasını olumsuzca salladı. Neden istemiyordu ki?
-Seni buna alet edemem. Sadece görmezden gel.

Elmira’nın arkasında Eylül var. Taburemi Elmira’ya yanaştırdım.
-Bence güzel plan. Sen bana güven çok eğleneceğiz.

Suratıma boş boş bakınca beden dilimi kullanarak Eylül’ün geldiğini anlatmaya çalıştım. Belini hafifçe çimdikleyerek gözlerimle arkasını işaret ettim. Arkasını dönüp Eylül’ü görünce umursamazca omuz silkti ve bana doğru yaklaştı. Hafifçe fısıldadı.
-Teşekkür ederim.

Mert ise süpersiniz dedi ve bara gelen bir kadına isteğini vermek için yanımızdan ayrıldı. Eylül gelip hafif çarprazımızda kalan tabureye yerleşti. Elmira’dan pudrası hafif bir koku geliyor. Her hareket ettiğinde kokusu burnuma doluyor. Gerçekten çok hoş parfümü, tenine iyi uyum sağlamış. Eylül adımı seslendi.
-Hey Sarp!

Müzik sesinden dolayı biraz zor duysam da farkına vardım. Yüzüne baktım ve ne söyleyeceğini beklemeye başladım. Elmira da doğrudan Eylül’ün suratına bakıyor.
-Bu erkek düşmanı psikopatı nasıl ikna ettin? Şaşırdım doğrusu.

Elmira elindeki şişeyi parçalamak istercesine sıkıyor. Elmira’yı sakin olması için uyardım.
-Elmira adamına göre muamele yapıyor sadece.

İtici bir kahkaha attı. Aniden Elmira’nın belini kavradım. Çünkü bırakırsam Eylül’ün üzerine atlayacak. Kafasını yana doğru yatırdı.
-Zaten Kemal’den sonra Burak’a bakabilmesi bile mucizeydi. (Elmiraya doğru eğildi.) Belki de Kemal ile yaşadıkları hoşuna gitmişti.

Bu laftan sonra Elmira birden elimden kurtuldu ve Eylül’ün kafasını tutup bara yapıştırdı. Mert geldi aralarına girdi. Ben Elmira’yı çekmeye çalışıyorum ama o kadar öfkeli ki gücüm zar zor yetiyor. Serhat ve Mustafa da gelip yardım ettiler. Eylül’ün dudağı patladı sanırım çünkü ağzı burnu kan içinde kaldı.

Bir hışımla kendini kurtarıp dışarı hızlı adımlarla çıktı. Serhat’lara eşyalarımızı almalarını söyleyip Elmira’nın arkasından koştum. Arabasına binmesiyle bende yanına bindim. Anahtarı takarken elleri deli gibi titrediği için zorlanıyor. Motoru çalıştırdı ve hızla gaza bastı, hiç bir şey sormadım. Yolda hızla ilerliyoruz ve adım gibi eminim ki bir kaç trafik cezası gelecek…

Arabaların arasından hızla makas atarak geçiyoruz. Üstelik gece! Elmira’nın sürücülüğünün bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum. Benden çok daha iyi… Bir yere gelince durdu ve geldiğimiz yere bakınca mezarlık olduğunu gördüm. Arabayı gelişi güzel park etti ve dışarı çıktı. Tek kelime etmeden arkasından ilerledim. Önümüzü görmek için telefonumun ışığını açtım. Elmira karanlığa aldırmadan ezbere biliyor gibi ilerliyor. Huriye Kılıç isimli bir mezarın yanında durdu. Sanki gerçekten karşısındaymış gibi konuşmaya başladı.
-Geberip gittin ama hala açtığın yaralar duruyor. Ömrüm boyunca sen ve o sevgilin olacak piçten nefret edeceğim! Özellikle senden. İnanıyorum ki mazlumun ahı yerde kalmıyor. Allah şahidim ki her gece kabir azabı çekmen için dua ediyorum. Ben senin gibi değildim. Ahiret inancım var. Ne yaşamış olduysam hala da ona inancım var. İyi ki de burada çekmeden geberdin yoksa hesabın kapanacaktı!

Derin bir nefes aldı ve gözünden düşen bir damla yaşı elinin tersiyle sildi. Elimden hiç bir şey gelmiyor. Bu kimdi ve bu kıza ne yaşattı? Sormaktan korkuyorum, canını yakmaktan korkuyorum. Acı dolu bir çığlık kopardı ve mezarın mermer taşını tekmeledi. Bu sefer müdahale etme gereği duydum. Kollarından tutup geriye doğru çektim.
-Lanet olsun, hayatımı siktiniz! Şu an seni mezardan çıkarıp ateşe vermek istiyorum! Her bir kemiğini külleri kalana dek parçalamak, yakmak istiyorum!

Ona sarıldım ama sakinleşecek gibi durmuyor. Başını okşamamla dizlerinin üzerine çöktü ve şiddetle titremeye başladı. Onunla birlikte bende çöktüm ve bir elimle başını, diğeriyle sırtını okşamaya devam ettim.
-Tamam, sakin ol Elmira. Nefes al.
-Onlar beni mahvettiler.
-Ben yanındayım, her şey düzelecek, güzel olacak.

Ağlamıyor, kendini sıkıyor muhtemelen titremesi de bu yüzden. Keşke ağlasa, ağlayıp içindeki zehri dışına vursa. En azından rahatlar. Koltuk altından tek elimi geçirip diğeriyle kolundan tutup kaldırdım ve yavaşça yürümeye başladık. Mezarlıkları hiç bir zaman sevmedim zaten. Birde gece olunca daha bir nefret edilesi oluyor. Arabanın yanına gelince anahtarı bana uzattı.
-Sen sürer misin? Gerçekten hiç gücüm yok.

Başımı salladım ve sürücü koltuğuna yerleştim. Motoru çalıştırıp eve doğru sürdüm. Mustafa’ya gelmeyeceğimi, bensiz takılmalarını mesaj attım. Eve giderken bir anda fikrimi değiştirdim. Koruluk içine yapılmış sessiz sakin bir kafe var. Babamın arkadaşı işletiyor. Elmira kafasını cama yaslamış derin düşüncelere dalmış. Deli gibi merak ediyor ve sormak istiyorum ama şu an hiç sırası değil. Yaklaşık 20 dakikalık bir yol gittikten sonra Gizli Cennet tabelasını gördüm. Tabelayı takip ederek ormanlık yola girdim. Elmira camdan kafasını kaldırdı ve etrafına bakındı.
-Neredeyiz?
-Seni organ mafyasına vereceğim.

Bir hah sesi çıkarmakla yetindi. Merakla etrafına bakındı. Kafeyi görünce kaşları hayretle kalktı. Gizli Cennet adını gerçekten de hak ediyor.

Arabadan indim ve Elmira’nın da inmesini bekledim. O da inince arabayı kilitleyip anahtarı cebime attım. İçeri girince sadece iki kişi olduğunu gördüm. Sahibi babamın bir arkadaşı. Mesut amca beni görünce direk tezgahın arkasından çıkarak yanıma geldi.
-Oo Sarp bey sen buraları bilir miydin?

Geldi ve bana sıkıca sarılıp sırtıma vurarak bir kaç kaburgamı kırmayı da ihmal etmedi.
-Bilmez miyim Mesut amca. Sadece bu son zamanlarda biraz yoğunum. Bak seni arkadaşım Elmira’yla tanıştırayım. Elmira bu Mesut amca, buranın sahibi.

Mesut amca gülümseyerek elini uzattı ve Elmira da ona karşılık bir gülümseme göndererek elini sıktı.
-Merhaba efendim, çok memnun oldum.

Mesut amca darılmış gibi baktı Elmira’ya.
-Ne öyle efendim mefendim. Bana Mesut amca de.

Mesut amca kahkaha atınca Elmira da güldü. Sonra Elmira’nın kolunu sıvazlayarak tezgaha döndü. Elmira’yı aldım ve her zamanki yerime geçtim. Elmira resmen büyülendi. Büyülenmemek elde değil ki!

Saat geç olduğu için hava soğuktu, bu yüzden camı kapatmışlar. Saat 00.11 di. En geç 01.00 e kadar açık kalır burası. Normalde eşi ve oğluyla beraber kapatırlar ama bu gün yoklar sanırım.
-Beğendin mi? Genelde kafamı dinlemek için kaçarım buraya.

Hayranlık dolu bakışlarını bana çevirdi.
-Burası harika fakat çok tenha bir yerde. Yani müşterisi olmaz. Nasıl dönüyor burası?

Hafifçe güldüm ve önümdeki menüyle uğraşmayı bırakıp Elmira’ya baktım.
-Mesut amca oldukça varlıklı birisi. Emekli olduğundan sırf keyfi işletiyor. Zarara girse bile işlemez yani. Canı istediğinde kapatıp gidiyor o yüzden genelde müşterileri önce arayıp soruyor.

Kafasını salladı ve gözlerini koruluğa dikti. Beyninde ve kalbinde bir savaş verdiği çok belli ama neyin savaşı olduğunu anlayamıyorum. Konu açmaya karar verdim.
-Buranın sıcak çikolatası mükemmel.

Dikkatini çekebildim. İlgiyle beni dinlediğini görünce konuşmaya başladım.
-Diğerleri gibi tozdan yapılmıyor. Bitter çikolata ve süt. Tabi bir kaç şey daha var ama onu söylemiyor.

Gülümsedi. Mesut abi geldi ve önümüze sıcak çikolataları bıraktı. Elmira içeceğini hafiften kokladı.
-Hm, mis gibi kokuyor. Gerçekten çok lezzetli görünüyor.

Tekrar Mesut abi geldi ve bir tabak kurabiye bıraktı masamıza.
-Bu da ikramımız. Afiyet olsun çocuklar.
-Eyvallah Mesut abi.

Elmira bana uzaylı görmüş gibi baktı. Ne var der gibi kafamı salladım.
-Hiç, sadece eyvallah lafını sende tuhaf buldum.
-Ne bekliyordun? Netice de Türküm. Sokakta büyüdüm.

Sağ omzunu bilmiyorum anlamında silkti ve sustum, iç çekip kafamı salladım. Cidden ilginç, sanırım kibar olacağım diye yırtınıp kültüründen uzaklaşan o diğer görmemişlerle karıştırdı beni… Hastası olduğum sıcak çikolatayı yudumladım ve huzura ermiş hissettim kendimi. Elmira’ya baktığımda yine dalıp gittiğini farkettim.
-Elmira, konuşmak ister misin?

Gözlerini gözlerime çevirdi. Bir süre sadece baktıktan sonra konuşmak için ağzını açtı.
-Konuşulacak çok bir şey yok. Klasik şeyler, üvey baba dayağı işte.

Umursamazca omuz silkti. Sözler ağzından buz gibi çıktı. Sanki daha farklı şeyler vardı ama üzerine gitmemeye karar verdim.
-Pekala, seni nerdeyse hiç tanımıyorum farkında mısın?

Sıcak çikolatasından bir yudum aldı.
-Ne demek tanımıyorsun?
-Yaşın, nereli olduğun nelerden hoşlandığın. Bunların hiç birini bilmiyorum.

Hafifçe gülümsedi ve fincanını bırakıp ağzına bir kurabiye attı. Çiğnerken dirseklerini masaya koyup ellerini çenesinin altında birleştirdi. Lokması bitince konuştu.
-23 yaşındayım fakat kimlikte 25, Çanakkaleliyim, dedem Belarus göçmeniymiş. Nelerden hoşlanıyorsun konusunu, açmalısın.

Yirmi üçten oldukça büyük görünüyor ama şaşırdığımı belli etmedim. Belarus soyuna gelirsek, boyundan anlamak zor değil. Pekala soru cevap şeklinde gidebiliriz.
-Örnek veriyorum. Sevdiğin renk?
-Yeşil ve tonları. Senin?
-Mavi ve siyah. Hobi yada fobin var mı?

Biraz düşünürmüş gibi yaptı ve bu arada ağzına bir kurabiye daha atıp, bir yudum çikolatasından içti.
-Birkaç dövüş sanatıyla ilgileniyorum. Su sporlarını severim. Gök gürültüsüne karşı biraz fobim var. Beşiktaşlıyım. Sen diye sormama gerek yok heralde?

Yalnız bir kaç dedi, bu nasıl ninja gibi dövüştüğünü açıklıyor. Gök gürültüsüne de şaşırdım doğrusu.
-Su sporları benimde favorim. Futbolu söylememe gerek yok sanırım. Galatarasaylıyım. Çocukken su kuyusuna düştüğüm için kuyuyla mesafeli bir ilişkimiz var.

Oldukça içten gelen bir kahkaha attı. Bunu beklemiyordu sanırım. Bu şekilde havadan sudan konuşarak, azda olsa birbirimizi tanıdık…
Saat bir olmuş Elmira’yla Mesut abinin dükkanı kapatmasına yardım ettik. Sonrada arabalarımıza bindik. Saat 01.40 olmuş. Yaklaşık yarım saat kadar da Mesut abiyle muhabbet ettik. Arabaya atladık ve evin yolunu tuttuk. Radyoyu açınca her şey güzel olacak parçası arabanın içini doldurdu. Elmira’ya baktım ve dudaklarımdan çıkan gülümsemeye engel olamadım.
-Elmira. Belki de bu şarkı bir işarettir. Ne dersin?

Elmira da gülümsedi ve kafasını bana çevirdi, koltuğun başlığına kafasını yasladı.
-Umarım her şey güzel olur…

Sims oynarken birden aklıma bu geldi, anlatmakta yetersiz kaldığım yerleri bu şekilde dizayn edebilirim diye, eğer kitabın akışını bozduğunu düşünürseniz belirtin lütfen.